takip et: Gönderiler | Yorumlar

leader

Kuleli Kent: PRAG

0 yorum
Kuleli Kent: PRAG

Bir akşamüstü ağaçlık ve yemyeşil arazilerden uzanarak çeklerin kuleli kentine varıyoruz. Ben ilk kez geliyorum, Mimar arkadaşım Çiğdem’in belki beşinci gelişi. Erkek kardeşi ve ailesi burada olduğu için her fırsatta onları görmeye ve Prag’ı iyice tanımaya geliyor. O yüzden şanslıyım, birçok yeri bildiği için beni pek güzel gezdiriyor. Ben de boş durmuyorum,  Prag kitaplarını sürekli okuyor ve gidilecek ilginç yerleri araştırıyorum. Bir hafta buradayız, yürüyüp dururuz artık. Otelimiz merkeze yakın, taksiler ucuz, tramvay ve otobüsler de rahat, hangisine denk gelirsek atlayıp gidiyoruz. İlk gün kent merkezindeki meydan ve caddeleri, kaleyi ve saray müzelerini kapsayan rehberli bir tur yapıyoruz. Vlatava Nehri’nin iki yakasına yayılan çok güzel bir kent burası.

60lı 70li yıllarda büyüklerin araba ile çıktıkları Avrupa seyahatlerini hatırlıyorum. Tarihi Avrupa kentlerini onlar heyecanlı anlatır, biz hevesle dinlerdik, ……savaşsız, birliksiz (AB), yeni fırtınalar kopmadan önceki yıllarda…… gezdikleri yerlerin fotoğraflarına bakardık. Arada neler neler oldu, dünya yönetim planı değişti, hala da değişiyor.. bir zamanlar Demir perdenin gerisinden hüzünle dünyanın geri kalanına bakan ülke başkentlerinin eski yüzleri onarıma girdi. Prag’da bu yenilenmeden nasibini alan bir şehir oldu. Hele AB fonlarından parasal kaynaklar akınca dört bir yanı temizlenip, onarılan, boyanıp, bakılan, yaşaması keyifli bir kent haline dönüştü. Beğenilmeyecek gibi değil..

Joan ve Vasfi’nin evleri Prag dışında. Bahçeli, iki katlı bu evde iki çocukları, köpekleri ve sayıları on-ondört arasında değişen kedileriyle birlikte yaşıyorlar. Ev sahibesi sokakta hırpalanmış, yaralanmış, bakıma muhtaç hayvanların koruyucu meleği olarak onları barınak, yiyecek, bakım ve sevgiyle besliyor. Çocuklar da onlarla altalta üst üste haşır neşir haldeler. Evde bize güzel yiyecekler ve şarap ikram ediyor. Çocukları Botanicus diye bir köye götürmüş, broşürlerinden anlatıyor. Organik Bahçeler ve Tarihi Bohem işçiliğinin yaşatıldığı bir köymüş. Ortaçağ Kelt yaşamının yeniden canlandırıldığı köyde zanaatkarlar çalışırken izleniyor, organik ürünler yenilip içiliyor ve satın alınıyormuş. İstersen bir süreliğine kalmak ta mümkünmüş, ve çocuklar bayılmış.. Olması gereken turizm uygulaması diye düşündüğümüzden biz de beğeniyoruz.

………………..
Mimari..

Prag Modern Resim ve Mimarlık Müzesi görülmeğe değer. Çok katlı modern büyük bir binada birbirine merdiven ve rampalarla bağlı karşılıklı iki bölüm var; biri resim sanatına diğeri mimarlığa ayrılmış. Her katta Çek sanatçıların iki ayrı alandaki yapıtları tarihsel süreç içinde sergileniyor. Günümüz resminde geldikleri son aşamayı inceliyorum; tuvallerden dışarı taşan, üç boyuta varan  kat kat boyalar kovayla dökülmüş kadar kalın, renkler hep fosforlu pırıl pırıl, anlatım soyut. Arkadaşım mimari projeleri iyice inceleyip beğeniyor.

Prag’ı bir anlamda cazip kılan unsurlardan biri mimarlığa olan merak ve saygıları. Kentin mimari dökümünü belgeleyen onlarca kitapla karşılaşıyorsun. Böylesi bilinçli bir koruma ve ilgi insanı etkiliyor. Sadece bin yıllık tarihi yapılar değil otuz yıl öncesinin örneklerine de sahip çıkılmış. Her üslup kataloglanmış, kente yapılan her katkı belgelenmiş, gerçek bir kent belleği oluşturulmuş. Daha önce hiçbir örneğini görmediğim bir kübist bina ile karşılaştım ve şaşırdım, Braque tablolarının üç boyutlu kocaman bir örneği gibiydi.. Bir mimarla gezince böyle keyifli izlemeler, karşılaştırmalar, düşünceler yakalamak çok hoş. Barok, art nouveau, art deco, kübist, modern, postmodern yapıları hatta yerleşimleri elimizdeki katalogla dolaşıyoruz ve bu gerçekten çok özel bir durum.

Başka bir gün Prag Üniversitesi Mimarlık Fakültesini arıyoruz. Kent  merkezindeki kampus binalarına bakarken doğru yere yönlendiriliyoruz. Fakülteden içeri dalıp bölüm hocaları ile görüşmek istediğimizi söyleyince, öğrenciler asistanlara, onlar bölüm başkanlarına kadar bizi ulaştırıyorlar. İTÜ hocaları meslekdaşlarıyla bilgi alışverişinde bulunuyor. Öğrenci işleri sergisini, heykel atölyesini, temel tasarım projelerini geziyoruz. İTÜ öğrenci sergilerini hep gezdiğimden karşılaştırıyor ve bizimkilerin daha ileri olduğunu düşüyorum.  Okulun duyuru panolarında Türkiye’ye seyahat ilanları asılı.

1930’larda şehrin dışındaki tepelerde kurulmuş modern evlerin yer aldığı bir semti geziyoruz bir başka gün. Elimizdeki kitaptan sokak isimlerine ve numaralarına bakarak evleri bulup inceliyoruz. Yapım tarihi, mimarı, taşıdığı özellikler ayrıntılı yazılı. Evin yerleşimine, sokaktaki konumuna, cephesine bakıyoruz, resimlerini çekiyoruz. Sonra yine kent merkezine yakın Frank Gehry’nin yaptığı  ünlü “dans eden bina”yı görmeğe gidiyoruz. Değişik, hatta sevimli! Dans eden bina’daki Fransız restoranının terası çok güzel bir Prag manzarasına hakim, hele geceleyin görmek gerek.

………………………
Yemekler..

Yediğimiz yemeklerden memnunuz; hoş küçük kafelerin mönüsü zengin, kendini tekrarlamıyor. Bir gün New Town’s Brewery adlı birahanede tipik Çek yemekleri eşliğinde orada demlenen biralardan içtik. Başka bir gün Joanne bizi mahzen olan bir Çek lokantasına (Restorace Na Porici) götürdü. Yemek sonrası kahve ve tatlı muhabbeti yapmak için bize tavsiye edilen mekanlana uğruyoruz; Kafe Emperyal, Pravda, Alize, Rejkavik, Bazaar, Cartouche, Ob Necidum.. Hepsi harika. Kafe Colonial’ın çikolatalı tatlısına bayıldık.

Dilimize kafe diye alıştırdığımız kahve ve çayhanelerimizi neredeyse otantik telaffuzları ile yazılı görmek çok şaşırtıcı; tabelalarda resmen KAHVANU ve CAYVANU yazıyor. Arzenal Modern Tasarım Mağazası içinde şık bir restoran var Siams. Yemeklerini beğendiğimiz Kafe Savoy 1887 de kurulmuş, Legii köprüsünün hemen başlangıcında. Dış cephesi klasik, içi modern döşeli, küçük, şık bir restoran, güncel bir mutfak anlayışı var. Çıkışta yağmur atıştırıyor. Üzerine acımasızca asfalt dökülmemiş iri parke taş döşeli sokaklarda konuşarak yürüyoruz. Sonra köprü….
……………………..

Köprü..
Köprüler hoşuma gidiyor. Karlov köprüsünde boydan boya resimlerini ve el sanatlarını sergileyen sanatçı işleri dizili. Her kentin kendine özgü, insana sıcak ve yakın gelen böyle açık hava pazar yerleri vardır, beklenmedik bir anda karşınıza çıkarlarsa eğer daha da hoşunuza gider. Sanatçılarla sohbet eder, belki bir portrenizi, karikatürünüzü çizdirir, takıları dener, şallara sarınır, başkalarının alışverişlerine katılırsınız. Keselere uygun anı eşyaların çoğu buralardan alınır. Ayak üstü kısa süreli bir sosyalleşme ve sizi memnun eden bir alışveriş. Arkadaşım da baktığı resimler arasından birini çok beğenip alıyor. Eve döndüğünde hoş bir Prag anısı olarak duvarına asacak..

Köprünün sonunda V. Karl’ın heykeli. Avrupa’yı titreten adam; kentte en çok onun adı geçiyor. Her yeri hükmü altına almış ya, işgalinden kurtulmak isteyen İtalyanlar, Papalık filan Büyük Türk Devletinden medet ummuş zamanında, (şimdi hepsi unutuldu tabii)….. Köprü kenarında küçük bir Japon grubu  tuval ve boyaları ellerinde saray, nehir, köprü kompozisyonunu suluboya çalışıyorlar. Ben de gittiğim yerlerde küçük çizimler yapmayı seviyorum, etrafı çizerken bulunduğum yerle fotoğraftan daha derin bir bağlantı kurduğumu hissediyorum.

…………………..
Müzik.. cam…

Prag’da bol bulunan kiliselerin güncel faaliyeti konserlere ev sahipliği yapmak. Günün hemen her saatinde barok ve klasik müzik bestecilerinin eserlerini dinlemek mümkün. Yürümekten yorulunca önüne çıkan ilk konsere giriveriyorsun. Prag kalesinin harika salonlarında da gündüz konserleri dinlemek mümkün, biz oradayken başlamak üzere olan birine bilet aldık. Lobkoviç Sarayında Barok müzik ustaları Vivaldi, Bach, Handel, Pergolesi bir de Mozart eserleri dinledik. Viyola, piyano ve solist Çek, flüt sanatçısı Koreli, çalınan eserlerden birinin Türk Marşı olması konserin küçük sürpriziydi.

Sokaklardan yayılan müziklere hayranız. Her yerde müzik ilanları asılı, yolda yürürken gençler bu akşam üstü nerede, ne konseri var, haberiniz olsun, mutlaka gelin diyerek elinize bir ilan tutuştururveriyor. En çok Mozart eserleri çalınıyor, çünkü Prag bir Mozart tutkunu. “Mozart Prag’ı Sever” yazılı tişört, afiş, defter, kupa ve bilumum eşyalar dükkanlarda bol bol satılıyor. Dönemin giysileri içindeki konservatuar öğrencileri köşe başındaki kahvede, müzenin bahçesinde, kilise içlerinde klasik müziğin en güzel eserlerini dinleyip mest olasınız diye konserler sunuyor.

Praglıların yaygın bir kukla tiyatrosu kültürü mevcut. Akşam Laterna Magica adlı bir kukla tiyatrosuna gidiyoruz,. Eskinin küçük el kuklaları şimdi hediyelik eşya tanımına girmiş ve dükkanlarda satılıyor. Tiyatroda ise büyük sahneyi dolduran dev kuklalar izliyoruz. Işık, ses ve sahne düzeni çok başarılı. Kuklalara bambaşka bir boyut, cazibe ve görsellik katmış eğlenceli bir gösteri.

Derken Borek’i keşfettik. Ben cam ustası Amerikalı Chihuly (Çihuli okunur) hayranıyımdır ama Çek sanatçı Borek Sipek’in işlerini de çok beğendim, uçuk kaçık cam tasarımları ile dolu bir mağazası var, Scarabas adında. Milano fuarlarına katılmış. Camdan  alışılmışın dışında eşyalar tasarlamış, iskemle ve sehpalar bile var. Külkedisi’nin cam pabuçlarından yapmış, çok şirinler. Çeşitli mimari projelere imzasını atmış, Beykoz yakınlarındaki  Cam Ocağı’na gelip ders vermiş bir usta. Gezinirken bir galeride (Naduce Cesky Barok) onun cam heykelleri ile Pavel Kapic’in yağlıboya tablolarından oluşan bir sergiye girdik.

………………..
Saray….sanat…

Of bu şehir kültür ve tarih içinde yüzüyor. Tabii ki ziyaret edenler de. Her gün ayrı bir heyecanla programımızı belirleyip dışarı çıkıyoruz. Bugün saray ve sanat günü. Prag Kalesi aslında bizim Topkapı Sarayı gibi, yani eskiden saray olay binalar kompleksi. Her devirde yenileri eklenmiş, dönem etkilerini taşıyan faklı üslup yapılar bölüm bölüm geziliyor. Bir kısmı yönetim tarafından kullanılıyor. Bin yıldan fazladır ayakta duran binaların bazıları ağırlığından iyice toprağa gömülmüş. Bazı evlerin pencereleri sokak seviyesine kadar inmiş. Kale içinde 20.y.yıl mimarı Josip Plecnik’in yaptığı merdivenlerse çok modern duruyor, hayran kalıyoruz.

Prazsoky Hrad’da sarayın resim koleksiyonu sergileniyor. Kral II. Rudolf resme çok meraklıymış, epey resim toplamış. Tiziano, Tintoretto, Veronese gibi çağdaşı Venedikli sanatçıların, Rubens’in ve en çok ta Guiseppe Arcimboldo’nun  resimleri var. Son saydığım ressamı sebze ve meyvelerden portre yapan sanatçı olarak hatırlayabilirsiniz. Habsburg kralları yanında Prag’da hizmet ederken üretmiş en önemli eserlerini. Sarayın davet sofralarını, kutlama dekorasyonlarını tasarlamak, kralın koleksiyonu için sanat eserleri satın almak ve bunların yanısıra su dağıtım sistemi tasarlayıp inşa etmek gibi ilginç görevleri varmış.

Prag Resim Müzesinin zengin koleksiyonu kent içine dağılmış altı ayrı müzede sergileniyor. Toplanan eserler sanat tarihi dönemlerine göre sergileniyor. Ortaçağ ve Erken Rönesans eserleri birinde, Mannerist ve Barok eserler sarayda gezdiğimiz binada, 19., 20. ve 21. y.yıl işleri gittiğimiz Modern Sanatlar müzesinde izlenebiliyor.

Prag Yahudi Müzesi sinagog ve mezarlığın bulunduğu Yahudi bölgesinde. Burada  uzun bir yürüyüş yapılabilir. Tarihi bir alan; içinde birçok sinagog ve eski mezarlık var. Mezarlık 15.y.yıldan 1787’ye kadar kullanılmış. Mezar taşları eskilikten öne arkaya yatmış, tarihi kitabelerin ilginç, mistik bir görüntüsü var. Siz de sever misiniz bilmem benim hep ilgimi çekerler. İstanbul’daki kovuklu mezar taşları, Ahlat’taki Selçuk kitabe taşları ve dünyada gezdiğim eski kent ve semtlerdeki bu küçük anıtları hep fotoğraflamak isterim. Burada makinem yine elimde belgeliyorum.

…………………
Acı..

1535’te yapılmış Pinkas Sinagog duvarlarına 2. dünya savaşı sırasında Nazilerce öldürülen Yahudilerin isimleri tek tek kazınmış. Komünist rejimi sırasında isimler sildirilmiş, bu rejim de kalktıktan sonra 1992-96 arasında seksen bin isim duvarlara tekrar yazılmış. Beyaz duvarlar üzerinde kırmızı-siyah renklerle yazılı isimler etkileyici bir görüntüyle insanı ürpertiyor. Yakındaki toplama kampında 1942-44 yıllarını geçiren Yahudi çocukların yaptığı resimlerden oluşan sergi de etkileyici. On beş yaşın altında on binden fazla çocuktan 242si sağ kalabilmiş. Kampın başladığı günlerde yapılmış resimlerle, ilerleyen zaman süresinde yapılanlar arasındaki farklılık ve değişim çok net. Çocukların kullandıkları renkler giderek kararıyor. Başta bol bol kullanılan güneş, çiçekler, neşe kayboluyor, karanlık hakim oluyor.  Figürler çarpılıyor, tuhaf ürkütücü yaratıklar beliriyor, acı derinden hissediliyor. Dışarıda asırlık ağaçların dibindeki eski mezar taşları ise olan bitene sessizce tanıklık ediyor.

…………………..
Kuleler…

Eski kentin meydanına doğru yürüyüp üzerimizdeki ağırlığı atmaya çalışıyoruz. Meydandaki saat kulesi çok ünlü; her yarım saatte bir türlü figürlerin dışarı fırlayıp çanlar eşliğinde dansettiği, kalabalıkları sürekli cezbeden bir simge. Burası ünlü meydan, Prag’a gelen herkes buradan geçer, hem de kimbilir günde kaç kez? Gece gündüz çekildiğiniz bir alan. Her saat ışığı, renkleri ve kalabalığı değişiyor, her geçişinizde nasıl görünüyor diye merak ettiğiniz harikulade kulelerin hakim olduğu bir meydan.

Meydanı çevreleyen kuleli yapıların aynını yıllardır Disneyworld yapımı filmlerin logosu olarak görürüz. Anladınız mı neden cazip? Tanıdıklık çekiyor olmalı . Disneyworld’deki Külkedisi (Sindrella)’nin gelin gittiği ve Rapunzel’in saçlarını sarkıttığı masal kuleleri hep Prag kulelerinden örnek alınarak yapılmış. Yerlisinin PRAHA dediği bu özel şehrin bence en hoş tarafı zaten kuleleri.. Tüm masalların kuleleri sözleşip buraya toplanmış gibi. Hepsi kendi masalını anlatıp insanı eğlendiriyor. Onlara doyamayıp uzun uzun bakıp çiziktirirken aralarında çeşitli yarışmalar düzenliyorum;
* En hoş kule yarışması, * En eğlenceli masal kulesi yarışması, * En güzel masalı anlatan kule yarışması..

Eve dönüşte içtiğim bir kahve fincanını kapatıyorum. Tabaktaki telveden oluşan silüet adeta Prag. Bu hoş sürprizi desen defterime  hemen renkli mürekkeplerle aktarıyorum.

……….

Yazı ve fotoğraflar
Serap Başol

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +4 (from 4 votes)
FacebookTwitterFriendFeedLinkedInHotmailGoogle GmailShare

Yorumlarınızla Katılın

*
Please leave these two fields as-is:
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Premium Wordpress Plugin