takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
Bir Kaplıca Kenti: KARLOVY VARY
Bir gün Karlovy Vary’ye gitmek üzere Prag’dan yola çıktık. Otobüs terminaline gidip 130 kronluk biletlerimizi aldık, şehirlerarası seyahat için yerimize oturup halk arasına karıştık. Kent dışına çıkınca önce tarlalar, bahçeler, bağlar arasından geçiliyor. En çok ekilen ürün arpa, çünkü buralar ünlü Pilsen biralarının üretildiği Pilsen kasabası yolu üzerinde. Bizim Efes biramız ürün anlaşmasını çeklerle yaptığından adının ikinci yarısının nereden geldiğini bilmeden içeriz biramızı. Çek biraları da gayet güzel. Seyahatin sonunda ormanlık alanlardan geçip Karlovy’e varıyoruz. Bizden başka gezginler de var yolculukta. Merkezi bir meydanda inip yavaş yavaş yürüyoruz. Havadaki ince yağmur ve bol ağaçlar loş bir ışıkta yürütüyor bizi.
Burası bir kaplıca kenti. Ünlü imparator Karl (her dilden okunuşu faklı olan şu ünlü Karl işte.. Fransızlar Şarl, İngilizler Charles, Almanlar Carl demiş) kurduğu için onun adını almış. Almanca olarak Karl’ın şehri diye uzun zaman Carlsbad denilmiş. Altı yüzyıldır ayakta. Bir çok sel, yangın ve savaş geçirmesine rağmen tekrar tekrar inşa edilmiş. 19y.yıl ikinci yarısında en ünlü devrine ulaşmış. Etrafındaki manzarayla uyumlu binalara kavuşmuş. Kaplıca ve içmeler şairlerin, özellikle Goethe’nin methiyeleri ile iyice tanınmış, hastaların şifa merkezi haline gelmiş.
Sıcak su kaynakları sayesinde hem şifalı sulardan içmeğe hem banyolara girmeğe pek çok insanı ağırlıyor. Her yerde ince musluklu çeşmelerden sular akıyor, insanlar yudum yudum içiyor. Biz de minik toprak testilerden alıp onları taklit ederek içmeğe çalışıyoruz. O da ne? Çeşmeden doldurduğumuz ılık su berbat bir tada sahip, feci, içilecek gibi değil. Tekrar deniyoruz ama yutmak ne mümkün. Nafile çabalarımıza son verip minik testileri hatıra olarak saklıyor ve içmeler parkından uzaklaşıyoruz. “İçme” emir kipi bu su için daha uygun..
Kentin ortasından geçen nehrin üzerinde süslü güzel köprüler var. Çan kuleleri, gösterişli yönetim binaları, sevimli dağ evlerine bakarak inişli yokuşlu sokaklarında yürümesi zevkli. Nefis şekerleme kokuları aldığımız bir pastanede kahve ve kek molası verip biraz dinleniyoruz.
Merkezden ayrılıp tenha sokaklar, bahçeli villalar arasında yürüyoruz; küçük dereler akıyor, bir köprüden resim çekiyorum. Kartpostal görüntüleri arasında ilerliyoruz, eski bir romantiklik hakim etrafa. Karşımızda yıpranmış, beş katlı bir otel binası var. Bir zamanlar pek alımlıymış belli. Kapısına doğru yürüyorum, bazı pencere camları kırık, çoktandır kullanılmadığı anlaşılıyor. Keşke onarılsa diye düşünürken girişindeki plakette okuduklarıma inanamıyorum! Arkadaşıma sesleniyorum, çabuk koş bak ne yazıyor: “ Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu M. Kemal Atatürk 1918 tarihinde bu otelde kalmıştır”.
Serap Başol
Plugin by wpburn.com wordpress themes


