takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
“iki ayrı zıt karakterin buluşmasını bir şekilde bu koleksiyonumda hissettirmek istedim”
Begüm SALİHOĞLU- Girişimci, Moda tasarımcısı
1983 İstanbul doğumluyum. Liseyi Saint-Benoit Fransız Lisesi’ nde okudum ve daha sonra uluslararası işletme okumak üzere Boston’a gittim. Orada aldığım bir resim dersinde yaptığım çizimler dikkat çekince beni daha sanatsal olan bir bölüme transfer etmek istediler, fakat ben portfolio hazırlayıp hep içimde kalan moda tasarımı bölümünde iyi eğitim veren bir okulda devam etmek istedim. Nitekim başvurduğum alanında en iyi olan tasarım okullarının hepsinden kabul edildim ve tercihimi New York’ taki Parsons School of Design’dan yana kullandım.
Okul yıllarım boyunca hep staj yaptım, ilk staj tecrübem Alessandro Dell’Acqua ile olunca daha sonraki çalıştığım yerler de hep iyi markalar oldu. Daha sonrasında mezun olana dek Jill Stuart’ ta stajyer olarak başladım ve tasarım ekibinde yer aldım. Tasarladığım ayakkabı ve elbiseler üretildi. Bu sırada okulda yapılan, ve şarkıcı Beyonce tarafından kurulan, “House of Dereon” markasının düzenlediği tasarım yarışmasında birinci oldum ve tasarımlarım kullanıldı. O yarışma benim için inanılmaz bir güven kaynağı oldu ve profesyonel kişiler tarafından da beğenilince ilerde kendi markamı yaratmam gerektiğinin hayallerini kurmaya başladım.
Mezun olduktan sonra ise Li&Fung bünyesindeki Oxford Collections şirketinde mayo tasarım asistani olarak işe alındım. Oxford Collections Amerika’ daki dev magazalar zinciri Target için mayo ve plaj kıyafetleri tasarlayan bir firma. Oradan bir sürü kontaklar edindim ve profesyonel anlamda da paha biçilemez bir deneyim kazandım fakat hayalimdeki iş hiçbir zaman “mass production” olmadı. Daha özel ve butik tarzında çalışıip hayalimdeki kıyafetleri yapmayı arzuluyordum.
Tatil için gittiğim Paris’ te aldığım bir iş teklifi ile kendimi orada buldum. Birçok yeni tasarımcının bünyesinde barındığı bir showroom’da art direktörlük ve danışmanlık yaptım. Göz zevkimin ve trendler hakkındaki hislerimin ne kadar güçlü olduğunu da orada kanıtlamış oldum. O sırada Paris’ te Hussein Chalayan’ ın defile hazırlıkları vardı ve mekanik “showpiece” bir kıyafetin yapımı için kendisiyle calışma fırsatı yakaladım. Hussein Chalayan tanıştığım en mükemmel ve mutevazi tasarımcı sanırım, keşke herkes onun gibi bir başarıya ve doyuma sahip olabilse diye düşünüyorum.
İstanbul’ u artık çok özlemiştim ve dönmek için binbir türlü bahaneler yaratmaya başladığımı anladığım an taşınma kararımı verdim. Döner dönmez A46 firmasında bas tasarımcı olarak çalıştım ve ilkbahar-yaz 2009 koleksiyonunu hazırladım.
Begümsalihoğlu koleksiyonum Temmuz 2009 ayından beri Bebek’ teki atölye ve showroomumun bulunduğu tarihi binada bulunuyor. Koleksiyonda farklı karakterdeki iki kadının karakterlerinin çarpışması var: Biri New York’ un sokak tarzını yansıtan, diğeri ise Fransız aristokrat bir kadını yansıtan karakter. İkisi de genç, gezmeyi-görmeyi, araştırmayı seven, açık görüşlü, stil sahibi, sosyal, pozitif ve güçlü bir kadın hayalimdeki kadın.
Fransız kadınlarının en şatafatlı parçaları bile üstlerinde bu kadar zarif bir şekilde taşımaları beni her zaman etkilemiştir. Hem yıllarca gözlemlediğim New York’ taki genç sokak ruhunu hem de bu koleksiyonumun ilham yerlerinden olan Casino de Monte Carlo’ daki aristokrat fransız kadınının zerafet ve ağırlığını yani kısaca iki ayrı zıt karakterin buluşmasını bir şekilde bu koleksiyonda hissettirmek istedim.
Begümsalihoğlu koleksiyonu çok günlük parçaların bulunduğu bir koleksiyon değil çünkü vermeye çalıştığım his “basic”bir kadın profiline hitap etmiyor. Fakat koleksiyondaki parçalar evdeki eski bir tişortunuzla da kombinleyebileceğiniz ve gündüze uyarlanabilen parçalar. Benim hayalimde zaten koleksiyondaki payetli veya deri etekleri sadece akşam giymeniz değil, gündüz de altına Tom’ s ayakkabılarınızı geçirip üstüne de eski bir Hard-Rock tişortunuzla kombinleyip dışarı kahve içmeye çıkmanız. Veya ceketler için de yırtık jeaninizin üstüne bir askılı bluz ve üstüne de yılan derisi yakalı salaş ceketlerden geçirip kalıplaşmış giyim tarzından kurtulup gece/gündüz kullanabilmeniz.
Koleksiyonumdaki birbirlerine zıt iki kadının karakterinin (New York sokak ruhu ile fransız aristokrat ruhu) aynı tasarımda buluşmasını bir nevi kumaşlarımda kullandığım farklı materyeller ile anlatmaya çalıştım. Mesela payetli kumaşlar ile su yılanlarını ; zarif bir kumaş olan organze ile daha kaba bir materyel olan deriyi ; veya yaktığım payetleri elde dikilmiş organzeden olan bir elbisenin işlemesinde kullandım.
Kullanmış olduğum deri ise özel bir teknikle dokunup yapılıyor ve dikimi sadece makinada değil, el işi de gerektiriyor. Bu yüzden tasarımlarım en iyi şekilde bunu bilenler tarafından benim gözümün önünde kendi tekniğimizle dikiliyor.




