takip et: Gönderiler | Yorumlar

leader

Oğlumun resmini çalışırken

0 yorum
Oğlumun resmini çalışırken

Ben   Kadriye  Koç. 1969  İstanbul  doğumluyum. İlkokulu  bitirdikten  sonra  12  Eylül  zamanına  gelmesi  dolayısıyla  eğitimime  devam  ettirilmedim.

Evliyim,  iki çocuk annesiyim. 01.01.1993  doğumlu oğlum  Otistik  ve Ağır  Mental. Doğum hatası  sonucu epilepsi  hastası ve  çene  mekanizması  felç olduğundan  hala  sıvı  beslenmekte. Görünüş  itibariyle  sağlıklı,  hiperaktif  bir çocuk. Dokuz  ay  aynı  doktora  götürmemize  rağmen  gelişimindeki  yavaşlığı  zayıflığına  bağlıyordu. Ben de onun  beslenmesi için  o kadar çaba  sarfediyordum  ki, ağzından  veriyordum  burnundan  fışkırtarak  çıkarıyordu.
Aile doktorumuz  İstanbul  Çapa  Tıp  Fakültesi  Hastanesinden  görmek  istedi. Ve  bin bir  zorlukla  “Kadriye , bu çocuk özürlü”  diyebildi. Ben  onu  yaşatabilmek için öylesine  zorluklarla  harmanlanmıştım  ki  “Olsun  Füsun abla o önemli  değil, yemesi  ne olacak?” diye  sormuştum. Elbette ki  yüreğimiz  yandı,  kavruldu. Fakat  olan  olmuştu. Nedenleri ,  niçinleri  bir yana  bırakıp,  doktorların  yaşamaz  gözüyle  baktığı  yavrumuza, mükemmel bir şekilde  bakabilmekti. Ben  bu  yoğunlukta  o  kabullenme  geçidini  ne zaman  yaşadığımı bile hatırlamıyorum. Fakat  eşim  ve  ailesi  yıllarca  bu  gerçeği  kabullenmediler.

Her  sabah  onun  sıcaklığını  yokluyor,  kalbinin  “tık  tık”  atışıyla  Rabbime  “Bugün  de  yaşıyor”  diye  şükrediyordum.
Böbrek  kanallarında  genişleme  dolayısıyla  beş  yıl  tedavi  gördü. On dokuz  aylıkken  geniz  eti, bağdemcik  ameliyatı  oldu. Testislerinden ameliyat  derken  dört  yaşında  otistik  olduğunu  öğrendik. Tek yapmamız  gerekenin  eğitim  olduğunu  öğrendik. Maddi gücümüzü  zorlayarak  eğitimini  aksatmadık.

Bu arada ikinci  çocuğum  olmuş  aynı  riske  atmamak için  kızımı sezeryanla  almışlardı.
Tam gün eğitim alma yaşı  geldiğinde  İstanbul’un  Anadolu  yakasında ilk  kez  açılacak  olan  devlet  okulundan  yararlanmak için  yanına  evimizi  taşıdık. İlk  seneler  tuvalet eğitimi  oturmadığı  için kaynaştırma  olarak  gidiyordu. Üç yıldan sonra tam gün gitmeye başlayınca artık kendime de vakit  ayırmam  gerekiyordu. Çünkü eşimin ailesi de çok yıpratmıştı ve depresyona  girmiştim.

Okulun  karşısındaki  kültür  merkezine  resim  kursuna  tedavi amaçlı  başladım. Orada öyle  güzel vakit  geçiriyordum ki  sanki  saatin  kaç olduğuna bakmazsam  yerinde  duracak, saatler  geçmeyecek, o mutluluk hiç bitmeyecekti. Oğlum da  öğretmenini ve  arkadaşlarını  çok seviyor, mutluydu. Kızım da kreşte her şey yoluna girdi derken çok sürmedi. Oğlumun okulunda  değişen  yönetim  dolayısıyla  istismar edildi. Kaza ile de  kolunu  kırdılar  derken  okuldan  almak  zorunda  kaldım.

Oğlumun resmini çalışırken karmakarışık  duygular yaşadım.

Tabii  ki  benim de resim eğitimim  yarıda kalmış, hocamız kesinlikle devam ettirmemi, müthiş bir  yeteneğin  olduğunu söylemişti. Hocamın ricası beni resme devam etmeme yöneltti ve evde yapıp kurs hocalarından aldığım  sözel  yardımlarla altı yıl resim yapabildim. Özlemini duyduğum her şeyi çizerek, boyayarak  gideriyordum. Örneğin  Nötürmontlarda  yalnızlığımı paylaştım, peyzajda  doğaya olan  tutkunluğumu, hasretimi  gideriyor,  huzur  buluyordum. Eğitime duyduğum boşluğu da eğitici resimlerimle  bir şeyler  göstermeye çalıştım. Oğlumun resmini çalışırken karmakarışık  duygular yaşadım. Hem  onun ne kadar acılar çektiğinin üzüntüsünü, hem de onu ne kadar çok sevdiğimizin sevincini bir arada yaşadım. Sonrasında kendimi hazır hissettiğimde  simgesel resimler yaparak yardıma muhtaç otizmli çocukların feryadını, depresyon ve iç dünyamı yansıtan resimlerle insanlara mesajlar göndermek istedim.

Kursta resim yaparken  saatlere bakma korkuları yaşıyordum. Sanki  bakmayınca  saat  ilerlemiyor  ve o güzel  ruh alemim devam edecek, bitmeyecek gibiydi. Evde yaparken eşim çocuğumla ilgilendi.
Oğlum resim yapmamı istemiyor,  paletteki  boya  karışıklığını  kir olarak algılıyor,  elleriyle  bir an  önce silmeye çalışıyordu. O yüzden palete boya sıkarken her an  müdahale eder  korkusuyla  az sıkıyor  ve oğlum silmek istediğinde izin veriyor,  inatlaşmadan  temizliyor  onu  sakinleştiriyor  ve  yine çaktırmadan resmin başına oturuyordum. Tabi bu tekrar tekrar da olabiliyor  bazen  sinirden ağlıyordum ama  çabuk toparlanabilen bir insan olduğumdan yılmadım.
Bir gün hiç unutmuyorum  deniz altının güzelliğini  çalışırken  kum taneciklerini yaparken  oğlum  yine  lekelediğimi düşündü ve elleriyle sildi. Ben müdahale etmek isterken her şey devrildi  bir yerlere,  boyalar  çorba oldu, resim battı.
Bir de  boğulmak üzere  ağlayan  çocuk  resmimi bitirdim,  Mustafa  ondan çok rahatsız oldu. Kendi  resmiyle  birlikte  iki  resmi  sürekli  astırmıyor, görmemek için saklıyordu. Otistik  çocukların  hislerinin  kuvvetli olduğunu  söylerlerdi. İşte inanmayanlara  güzel  bir örnektir bu yaptığı. Konuşamıyor, söylenenlerin çoğunu  anlamıyor  fakat  her şeyi  hissediyordu. Ona  resim  yaptırmak  çok istedim  ama onun ilgi  alanı  elektronik  aletler  ve  tamir işleriydi. Mustafa artık ergenlik döneminde ve ağır geçiriyor. Çünkü  dört duvar  arasında  bir  hiperaktif  delikanlı  nasıl sıkılmaz. Dışarıda gücüm yetmiyor, kaçıyor. Maalesef  ki yardımcımız yok. Eşim de ben de yaşlandık,  yorulduk. O  bana  paslaşıyor  ben  ona. Tabii  ki bir de sağlıklı yavrumuz, kızımız  var. Onun da ruh sağlığı bozulmasın  diye büyük çabamız olmakta. Yani bu şartlar altında artık resim yapamıyorum. Ama durakladığım zaman da batmaktan korktuğum  için  çalışması  daha  kolay olup  beni mutlu eden  bir  hedef  koydum  kendi  kendime. Açıkilköğretime  başvurdum. Bu yıl liseye geçeceğim inşallah okuyup yazar olacağım  ve yaşadığımız  zorlukları  gerek devletimize  gerekse toplumumuza duyurmak  istiyorum. Belki kendimiz için, oğlumuz için çok geç olabilir fakat isterim ki  başka  Mustafalar  yanmasın. Nice aileler bilinçlensin, benim yaşadıklarımdan örnek alsın, onların da canı, cananı yanmasın,  mücadeleci olsunlar, yılmasınlar. Çünkü  bizlerin  ruh sağlığı çok önemli. Çocuklarımızı gerçekten seviyorsak onlara bırakacağımız en  değerli  hediye  güçlü bir aile örneğidir. Engelli yavrularımızın  mutluluğu için  bizlerin güçlü, azimli, istikrarlı  olması şart.

Ben bir  ilkokul  mezunuyum. Fakat bir çok ressamları kıskandıracak  kadar  güzel resimlerimle sergi açtım. Başardım, ressam  oldum çünkü sergime gelenler hep “Hangi akademiden  mezunsunuz?”  diye  soruyorlardı. Her ressamın bir yılda çıkardığı resimleri  ben  altı yılda  yapabildim  ama oldu. Şimdi de neden yazar olamayayım ki? Son nefesime kadar mücadeleye devam. Dualarınızla desteğinizi bekliyorum.

Saygılarımla,
Kadriye  KOÇ

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +9 (from 9 votes)
FacebookTwitterFriendFeedLinkedInHotmailGoogle GmailShare

Yorumlarınızla Katılın

*
Please leave these two fields as-is:
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Premium Wordpress Plugin