takip et: Gönderiler | Yorumlar

leader

NEDEN ADA?

0 yorum
NEDEN ADA?

Aysel BULUÇ- Ayanikola Butik Pansiyon

“ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey” sorusunun yüzlerce yıldır söylene gelmesi  , değerini yitirmemesinin nedeni bu kaçış hayali olabilir mi?Evet akla yakın görünüyor.Issız ada insana ait hiçbir  şeyin olmadığı bir yer,altın sarısı kumsal,turkuaza dönen,giderek koyulaşan berrak bir deniz ,  hindistan cevizi ve tropik meyveler,tatlı su kaynağı ve meltem rüzgarı,Ada ,Robinson’a ihtiyacı olan temel maddeleri sağlamıştır ama belki de çıldırmamasını ,batan gemiden çıkan mürekkep , kama,barut ,vs gibi malzemelere borçludur.350-400 yıl önce müşkül koşullarda ıssız adaya düşen Robinson’un yanında bile medeniyete dair bir şeyler vardı.

İnsan doğası ve aşk üzerine çevrilen  “Mavi Göl”  filmindeki gibi… Başlangıçta tüm adalar ıssızdı ve insanoğlu yalnız … Adalar kah bir idealin mekanı oldu ,kah çaresizliğim ,kah kaçışın …

Birilerinin yuvasıydı başkalarının sürgün  yeri. Ulaşılması güçtü, kaçması bir o kadar…
Oysa günümüzde şehir yaşamından bunalıp kaçmayı hayal edenlerin aklında her yerden önce ada geliyor. Sığınılacak adanın ve neresinin olacağı, bunalımın dozu ve aşkın enerjisi belirtiyor.

Ha deyince engin maviyi aşamamak tutsaklık hissini de beraberinde getiriyor.
İnsana kendi içindeki okyanusları aşıp kıyılara ulaştırmanın hazzını da yaşatıyor.
Ada ayağı sıkıca yere basanların, yeşille mavinin buluştuğu kendini güvende hissedenlerin çoğunlukta olduğu bir yer midir? Bilinmez ki… Belki… Ben dünyada yaşayan her insanı adaya benzetiyorum.

“Neden ada?” sorusuna uzunca bir cevaptan sonra, uzunca

BEN
Dedelerim İzmir’den Sivas Divriği’ye ve Fırat’ın kollarından Hinora’ ya (Ermeni köyü)yakın Çay denen mesireye yerleşmişler. Dedem buraya bir değirmen kurup, kervancıların yoluna yakın olması sebebi ile onlarında meyve yemeleri için çok geniş meyve ve özelliklede de kayısı bahçeleri oluşturmuş ve herkes yararlansın diye bahçeye duvar örmemiş. Divriği’ de Rüştiye’ yi bitiren iki kişiden birisiymiş. Çok iyi derecede Arapça ve Farsça bilen. Kuran okuyup yorumlayan, çok iyi ata binen bir kişiymiş. O dönemde Trabzon’ a katırlarla gidip Bavaria yemek takımları ve sedef kakmalı tavlalar satın alıp kendi zevkine ve kendine son derece önem veren ve saygı duyan bir insanmış.

Babam da mücadeleci bir insandı. Çocuk yaşta İstanbul’ a gelip kendini lokantacılık mesleğinin içinde bulmuş. O da babası gibi Arapça ve Farsça okuyup Kuran’ ı çok iyi yorumlayan ve çok bilen birisiydi. Kendi başına yedi lisan öğrenip Türkiye’ nin ilk dağ otelinde yöneticilik ve liman lokantasında idareci, çok zevkli, çok iyi yemek yapan ve eski eşyaya meraklı olarak toplayan ve çok güzel giyinen titiz bir insandı.
Türkiye’ de ilk meditasyon derneğini 1974 -1975 yıllarında Nişantaşı’ n da kurdu ve Hindistan’dan gelen genç  Dada’ ları altı ay evimizde misafir ettik  ve o dönemlerde bize meditasyon  öğretmeye uğraştı.  Kendisi de meditasyon yaptığı için çok dinç ve gençti. 99 yaşında vefat etti.

Babaannem ve babamdan çok güzel yemek yapmayı öğrendim. Ben şuan ki yaratıcılığımı, girişimciliğimi, sabrımı genlerimden gelen ince zevke ve kendime borçluyum. Çocukluğum Kurtuluş’ ta çok uluslu bir çevrede geçti. Kurtuluş’ ta büyümek hayat okulundan çok erken mezun olmamamı sağladı.(18 yaşında evlendim)2 tane canım Cem ve Pınar’ ım oldu. 15 yıl boyunca mimari proje çizmeyi öğrendim ve çizdim.

İlk tasarım çıkışım kızımın okuma bayramında oldu. 1991 yılında TRT1 televizyonunun haber yaptığı, kumaşa davetiyeyi yarattım ve Türkiye’ de  bir ilke imza attım.
Dört yıl boyunca kumaş restorasyonuyla uğraştım. Eski kaftan parçalarına hayat vermek için yamalı bohçayı vesile kılarak bir öğretmen ve ekibimizle birlikte Atatürk Kültür Merkezi’ n de sergi açtık. Kaftan ve Osmanlı takunyaları koleksiyonum var.

Daha sonra Bağdat Caddesi’ n de kendime ait hazır giyim mağazası işlettim. Kızım Ankara’ da üniversiteyi kazandı, işyerime bir ortak aldım ve Ankara’ya kızımın yanına gittim. Bir sene sonra döndüğümde ortağım ve ev sahibim tarafından haksızlığa uğradım ama çok geç olmuştu.

Çok sevdiğim işimi kaybetmiştim. Bir müddet içimde 8-9 şiddetinde depremler yaşadım. Sonra şiddet yerini artçılara bıraktı…ve bir süre sonra taşlar yerine oturdu. Oturması çok zaman almadı. Üzüntülerin ve sıkıntıların insanların olgunlaşmasında çok önemli rolleri vardır. Hiç bir şey tesadüf değildir. Yaprak bile kımıldarken Tanrı’ dan izin alır diye inananlardanım.

Ve adada kendime yazlık alırken tapusunda müştemil  gazino ruhsatını görünce heyecanlanmıştım ve belki bir işyeri olur diye bile düşünememiştim.  Aldığım yerin bize çok yakın olan Aya Nikola manastırının şaraphanesi olarak kullanıldığının hikayesi  ve Fedon ile babasının mehtabın en iyi izlendiği yer olan burada mehtaplı gecelerde ada halkına güzel geceler yaşatmış olmasının hikayesiyle ikinci kez heyecanlanmıştım.

Ada merkezine uzak olması, orman içinde olması, denizin kıyıyla her an buluşması beni aldığımda en çok etkileyen birinci nedendi. Ev olarak kullandığımızda bile uzaklığından dolayı bayağı zorlanmıştım. Yaşamak için en ender güzellikte bir yer olması karşısında yaşamı sürdürmekse bir o kadar zordu. Güzelliğe erişmenin, güzelliğin içinde yaşamanın bedeliydi belki. Bu beni kamçıladı. Hayatın kendisi de çoğunlukla böyle bir şeydi.

Adada işletmecilik yapmanın İstanbul’a göre on kat daha zor olduğunu bilemiyordum. Benim için kolay olan benim işim değildi, benim işim zor olmalıydı. Zorun zorluğundan güzellikler fışkıracaktı. İşyerine çevirme fikrime rahmetli babam da dahil hiç kimse sıcak bakmadı. Babam hizmet sektöründen geldiği için biliyordu. Benim karşımda hazır bir işletme yoktu. Yoğun bakımdaki hasta misali bir yapı vardı. Ve insanların adaya gezmeye bile gelmekten imtina ettikleri bir yerdeydim. Her şeyi sıfırdan yapmam gerekiyordu. Önce düş kurmaya başladım, sonra bana güç versin diye Tanrı’ ya dua ettim.”Düşle, düşle, düşle…Düş kurmayı asla bırakma. Gerçeklik ardınca gelecektir. Düş ve Tanrı ve dua ve çok çalışmak ve çok sabretmek lazımdı, buna hazır mıydım?

Yanmak, şekil almak ve işe yaramak için demircinin demiri ısıtıp ısıtıp dövmesi şekil vermesi gibi hayatta da yanıp kavrulmadan ne işin ne aşın ne de aşkın (ilahi ve dünyevi)) tadı çıkıyordu.

İlk olarak cafe-restoran açma fikrime ada halkı ve çoğunluk şaka olarak baktılar, inanmadılar. Ada içinde bir çok işletmeciye fikrimi açtığımda benimle dalga geçtiler ,”orada çay bile satamazsın” dediler. Her geçen gün hevesimi kıran birileri çıktı karşıma. Ada merkezine uzak olması ve adanın en güzel yeri olmasına rağmen yan arsam belediyenin çöp deposuydu ve at ahırları vardı. Çöplükle, sineklerle ve kokuyla boğuşmam gerekiyordu. Fiziksel kirliliğin yanı sıra görsel kirlilikte had safhadaydı (şu an belediye başkanımız tüm bu fiziksel ve görsel kirliliği kaldırmak için düğmeye bastı).Arka bahçem çok karanlıktı.
büyük ada, ada, butik pansiyon, ayanikola
Bedenimiz sağ kalır ama ruhumuz er geç ölümcül darbeyi yer. En kusursuz cinayet budur.Yaşama sevincimizi birilerinin öldürmeye çalışmasıdır…

Beni tek yüreklendiren kendimdim. Kendimle yarışmam gerektiğini anlamıştım. Bahçemin sınırları dışında söylenen tüm olumsuz lafları duymamalıydım, kendimi korumaya aldım. Atatürk’ün “Benim başarım ufkun önünü görmekte yatmıyor.  Ben ufkun arkasını görmeliyim “sözü beni çok yüreklendirdi. O dönemde sürekli Atatürk’ün hayatını okudum.

Mimaride profesyonel yardım almadan yine bir ilke imza attım. Dubleks oda fikrini tasarladım . Otelimdeki 25 kapı hep orijinal ve eskiydi.onlara  iki yıl gibi uzun bir zaman restorasyon çalışması yaptırdım .yer tahtalarını Kastamonu’ da sökülen evlerden, banyolardaki yer döşemelerini bizim Afyon mermerlerinden ve eski hamam taşlarını kullandım, yani 30-35 yıldır topladığım eşyalar tam otelim içinmiş. Oysa ki önceden kullanmadığım her şey son anda birbirine kavuşmak için 30-35 yıl beklemiş.
Otel odalarına isim vermeliydik,  kızımla beraber taşların enerjisi ve burçların uğurlu taşlarından yola çıkarak ve her odayı ayrı renkte tasarlayarak tüm insanların enerjisini bu işyerine verelim fikrinde karar kıldık. Dünyanın enerji üzerine kurulduğuna inananlardanım, yerlerin ve mevkilerin enerjisine inanıyorum. Bizim otelimizin sol tarafta Aya Yorgi kilisesi sağ tarafında Aya Nikola  kilisesi biz iki enerji arasındayız ve eğimden dolayı enerji akışının olduğu noktadayız. Haftada en az 2 evlenme teklifi yapılması, mutlu anlara şahitlik yapması tesadüf olamaz.

2006 yılında butik otelimiz açıldı. O güne kadar adada kışın işletmeler kapalıydı ve otelimizin enerjisi burada da devreye girdi ve adada bir ilke imza attı. Bizim işletmemizden sonra butik otel açanların sayısı hızla artmaya başladı ve insanlara iş alanları doğdu.

büyük ada, ada, butik pansiyon, ayanikola
Bu güne kadar olmayan Turizm İşletmeciler Derneğini kurarak dünya Emit Turizm Fuarına Belediye ve Kaymakamlık katkılarıyla katıldık. Umarım yazdığım ve bilerek uzatarak yazdığım hayatım ve yaşadıklarım gençlere ve girişimcilere ve kendini güçsüz hissedenlere yürek verir, olumlu enerji verir. Her insanın inanarak, sabrederek, çalışarak, kararlı olarak ve olumlu düşünerek her engeli aşacağına inanıyorum.
Biz insanoğlu olumlu enerjiyi ne kadar kullanırsak dünyanın düzenini o denli olumluya taşırız.
 
Beni sabırla okuyan herkese sevgiler …. 

Sevgiyle kalın…

VN:F [1.9.11_1134]
Rating: +1 (from 1 vote)
FacebookTwitterFriendFeedLinkedInHotmailGoogle GmailShare

Yorumlarınızla Katılın

*
Please leave these two fields as-is:
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Premium Wordpress Plugin