takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
Kadınlar geleceklerini nasıl yaratırlar?
‘‘Biz kadınlar olarak, sürekli bir erkeğin dünyasına girip çıkıyoruz. Biz kadınlar, geleceğe adapte olmaktansa geleceği yaratabiliriz’’
Nancy Ramsey
“Kadınların Geleceği: 21. Yüzyıl Senaryoları” isimli henüz Türkçeye çevrilmemiş olan kitabın yazarı Futurist Nancy Ramsey ‘in öngörüsü iş dünyasında karar mekanizmalarında kadınlarla erkeklerin sayısının ancak 267 yıl sonra eşitleneceği yönünde.
Her ne kadar son zamanlarda iş dünyasına baktığımızda kadınların rolünün, varlığının ve başarısının hızla arttığını görüyor olsak da karar mekanizmalarında aynı artışı henüz görebilmiş değiliz. Bununla beraber Fortune dergisinin araştırmasına dayalı olan 267 yıllık süreyi biraz daha hızlandırmak için neler yapılmalı ve nasıl yapılmalı üzerine kadınlar olarak biraz düşünmemiz gerekiyor. Nasıl kısmını cevaplamadan önce belki bir parça kadınların şu anda iş dünyasından nerede olduğuna bakabiliriz.
Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana “İş dünyasında ben de varım” diyen kadınların sayısı hızla artıyor. Önceleri öğretmenlik, hemşirelik, ebelik, eczacılık, hastabakıcılık gibi meslekler kadınlara daha uygun gelmekteyken son yıllarda farklı mesleklerde kadınları görme oranımız hızla artıyor. Artık bir çok farklı alanda kadınlara rastlıyoruz ve kadın girişimci sayısı da kadın yönetici sayısı da hızla artıyor, artması farklı kurumlarca destekleniyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 itibariyle Türkiye’deki toplam 22 milyon 46 bin işgücünün 5 milyon 700 binini kadınlar oluşturuyor.
Türkiye’de kadın girişimci sayısı konusunda ise kesin bir istatistik yok. Kayda değer ölçekte 500 kadar kadın girişimci olduğu tahmin ediliyor. Bu konudaki istatistiki bilgiler pek de iç açıcı değil. Tabii bunun sebepleri var…
Kadınlar olarak eğitimimizi tamamladıktan sonra iş hayatına atılma şansını elde etsek bile – ki ev dışında çalışmayan çok sayıda eğitimli kadın var- çalışma yaşantımız farklı nedenlerle kesintilere uğrayabiliyor; hatta bazen tamamen sona eriyor. Evlilik, yaşlı bakımı, çocuk sahibi olma, eşimizin işi nedeniyle farklı bir şehre ya da farklı bir ülkeye taşınma iş yaşamından uzaklaşmamızın nedenleri olabiliyor. Dolayısıyla kadın nüfusu fazla olan şirketlere dahi baktığımızda tepe yönetimde çok fazla kadın göremiyoruz.
“ Kadınlar için en uygun meslek öğretmenliktir, yarım gün çalışırlar kalan vakitde de evleriyle uğraşırlar” İşte bu bakış açısı halen iş dünyasında az da olsa varlığını koruyor. Üstelik sırf erkekler açısından değil aynı zamanda kadınlar açısından da geçerliliğini koruyor. Evle, eşle ve çocuklarla da meşgul olabilme arzusu ya da zorunluluğu kadınların tüm vakitlerini işe harcamayı tercih etmiyor ya da edemiyor olmaları kadınları ya iş dünyasından tamamen uzaklaştıran ya da belli rollerle sınırlayan en önemli unsurlardan oluyor. Özellikle, özel sektörde yaşanan hızlı rekabet ve oyunun kurallarının erkek egemen olması kadınları erkeklere oranla daha fazla bezdirebiliyor. Bunun altında yatan sebeplerden biri, kadınlar için evde oturmakla ilgili bir seçeneğin her zaman bulunması olabilir. Çalışan kadınlar arasında bir çokları tarafından sarf edilmiş bir cümle şu olabilir:” off off ben de keşke çalışmayan, çalışmak zorunda olmayan bir kadın olsaydım.”
Kamusal her alanda üst basamaklara tırmanmak için biz kadınların önünde geçerliliği kanıtlanmış engeller var: cinsiyetçi bakış açısı, erkek dayanışması ve kadınlar arası rekabet, kadınlık rollerimiz yani evlilik içi roller ve anne olmak ya da anne olma olasılığının bulunması, aklımızın ermeyeceği vs gibi inançlar. Bu engeller son derece gerçek olsa da bir de biz kadınların önünü kesen kendi içimizdeki bariyerler var. Önce kendi kendimizi inandırmamız gerekiyor herhangi bir işi başaracağımıza. Kendimizi aştığımız anda çevresel faktörlerin bizi tutması çok mümkün olamıyor. Kendi kafamızdaki bariyerler aslında belki de daha büyük adımları atmamızı engelliyor. Biz kendimizle başa çıkabildiğimiz anda aslında toplumsal algılamalar da önemini yitiriyor. Yıllardır eğitimlerimize katılanlara en büyük hayallerinin ne olduğunu soruyorum. Henüz tek bir kadın katılımcı başbakan olmak istediğini söylemedi. Kadınlarda işle ilgili hayaller aileyle ilgili hayallerin yanı sıra geliyor. Erkek katılımcılar ise genel kriterlere uygun olsunlar ya da olmasınlar başbakan olmak gibi bir hayalleri olduğunu belirtiyorlar. “benim en büyük hayalim başbakan olmak ve olacağıma da inanıyorum” diyebiliyorlar. Başarılı olmanın en birinci adımı da ne istediğimizi net olarak bilmekten ve bunu farklı ortamlarda ifade edebilmekten geçiyor.
İstatistiki verilerin nedenleri olarak daha bir çok konuya değinilebilir. Fakat bu nedenleri belirtmek bizi ilerletmeyecek. Bizi ilerletecek olan güç NASIL sorusuyla gelecektir. Ben Nasıl kendim için mutlu bir gelecek yaratabilirim? Bu gelecekte kariyerimi kendimi mutlu kılacak şekilde NASIL biçimlendirebilirim? İçsel bariyerlerimizin bir kere farkına vardıktan ve bunlardan kurtulduktan sonra biz kadınlar iş hayatında olmak istediğimiz yerde olmak ve aynı zamanda tatmin ve mutlu olmak için ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız?
Olmak istediğimiz geleceğimize ulaşabilmek için öncelikle hayatın farklı alanlarını içine alan –kariyer, finans, aile, ilişkiler, romantizm, eğlence, eğitim, sağlık vs… – genel bir vizyon belirleme çalışması yapmak yolun yarısını kat etmek anlamına gelecektir. “Ben kendim için nasıl bir hayat istiyorum, hayatımda nelerin olmasını istiyorum” üzerine düşünmek ve yazmak çizmek gerekiyor. Bu konuda biraz tersten düşünmeye kendimizi yönlendirebiliriz, çünkü genelde hayatımızda nelerin olmasını istemiyoruz diye düşünmeye daha eğilimliyiz. Olmasını istediklerimizi düşünürsek istemediklerimiz zaten çıkar gider hayatımızdan. Burada sizden yapmanızı istediğimiz aslında kendi harekete geçirici vizyonunuzu oluşturmanızı sağlamak. Vizyonumuzu oluştururken kendimizi sınırlamamak, olumsuz düşünmemek ama büyük düşünmek önem kazanıyor ve bizi motive eden bir vizyona sahip olmamızı sağlıyor.
Öncelikle şunu unutmayalım: biz ancak kendimiz olarak başarı ve mutluluk elde edebiliriz. İş dünyasında kadınların erkek gibi davrandıkları zaman zaman gözlenebiliyor. İlk kadın başbakanımız da çoğu zaman beden diliyle erkeksi mesajlar vermiştir. Kendimiz olmadığımızda olamadığımızın kötü bir kopyası oluyoruz sadece ve aslında sürekli yara alıyoruz, yıpranıyoruz. Başarılı olsak bile mutlu olamıyoruz. İçimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz. Kendimiz olmak ise tabii ki kendimizi iyi tanımaktan geçiyor. Bende doğal olarak var olan yeteneklerim, ilgi alanlarım, becerilerim nelerdir? Ben neyi yapmaktan mutlu oluyorum ve aslında hiç iş yapıyormuş gibi hissetmiyorum, saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Geçmiş tecrübelerim bana neler söylüyor? Başkaları bana hangi konularda övgüde bulunuyor, neleri yaparken çok sıkılıyorum? Ne tür insanlarla çalışırken ya da birlikteyken kendimi gelişiyor, zenginleşiyor hissediyorum? Eğitimim hangi yönde bana destek olabilir? Vazgeçilmez değerlerim nedir? Bu ve benzeri sorulara cevap ararken aslında kendimizle ilgili bir çok özelliği keşfetmeye ya da tekrar fark etmeye başlıyoruz.
Kararlılık, azim, çalışmak, bıkkınlık duymamak, pişman olmamak, sürekli yeniden başlama gücüne sahip olmak vizyonunuza ulaşmanıza yardım edecek araçlar.
Kendimize güven duymak ve kendi beklentilerimize öncelik vermek ise (yani cici kız olma sendromunun üstesinden gelmek) bizi mutlu kariyere götürecek diğer önemli araçlar. Tüm bunların yanı sıra diğer kadınlarla destek ve dayanışma içinde olmak ise yeni fırsatları görmemizi sağlar; yalnız olmadığımızı hissettirerek sorunlarımızın üstesinden gelmemize yardımcı olur.
İlişki ağlarımızı genişletmek, beklentilerimizle ilgili paylaşımlar yapmak, kendimizi ifade etmek bile bizi adım adım geleceğe taşıyan unsurları oluşturacaktır. Ne yaparsak yapalım harekete geçmediğimiz sürece bir arpa boyu bile gidemeyiz. Vizyonumuza ulaşmak ve mutlu olmak-hayatı güzel yaşamak için ilk adımı belirleyip o adımı atmamız gerekiyor.
“bilge kişi, eylemde bulunarak yaşar, eylemde bulunmak hakkında düşünerek değil.”
Carlos Casteneda
Altan Şahinoğlu Özen
Kariyer ve Yaşam Koçu, Eğitmen
guneshayal@yahoo.com
‘‘Biz kadınlar olarak, sürekli bir erkeğin dünyasına girip çıkıyoruz. Biz kadınlar, geleceğe adapte olmaktansa geleceği yaratabiliriz’’
Nancy Ramsey
“Kadınların Geleceği: 21. Yüzyıl Senaryoları” isimli henüz Türkçeye çevrilmemiş olan kitabın yazarı Futurist Nancy Ramsey ‘in öngörüsü iş dünyasında karar mekanizmalarında kadınlarla erkeklerin sayısının ancak 267 yıl sonra eşitleneceği yönünde.
Her ne kadar son zamanlarda iş dünyasına baktığımızda kadınların rolünün, varlığının ve başarısının hızla arttığını görüyor olsak da karar mekanizmalarında aynı artışı henüz görebilmiş değiliz. Bununla beraber Fortune dergisinin araştırmasına dayalı olan 267 yıllık süreyi biraz daha hızlandırmak için neler yapılmalı ve nasıl yapılmalı üzerine kadınlar olarak biraz düşünmemiz gerekiyor. Nasıl kısmını cevaplamadan önce belki bir parça kadınların şu anda iş dünyasından nerede olduğuna bakabiliriz.
Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana “İş dünyasında ben de varım” diyen kadınların sayısı hızla artıyor. Önceleri öğretmenlik, hemşirelik, ebelik, eczacılık, hastabakıcılık gibi meslekler kadınlara daha uygun gelmekteyken son yıllarda farklı mesleklerde kadınları görme oranımız hızla artıyor. Artık bir çok farklı alanda kadınlara rastlıyoruz ve kadın girişimci sayısı da kadın yönetici sayısı da hızla artıyor, artması farklı kurumlarca destekleniyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 itibariyle Türkiye’deki toplam 22 milyon 46 bin işgücünün 5 milyon 700 binini kadınlar oluşturuyor.
Türkiye’de kadın girişimci sayısı konusunda ise kesin bir istatistik yok. Kayda değer ölçekte 500 kadar kadın girişimci olduğu tahmin ediliyor. Bu konudaki istatistiki bilgiler pek de iç açıcı değil. Tabii bunun sebepleri var…
Kadınlar olarak eğitimimizi tamamladıktan sonra iş hayatına atılma şansını elde etsek bile – ki ev dışında çalışmayan çok sayıda eğitimli kadın var- çalışma yaşantımız farklı nedenlerle kesintilere uğrayabiliyor; hatta bazen tamamen sona eriyor. Evlilik, yaşlı bakımı, çocuk sahibi olma, eşimizin işi nedeniyle farklı bir şehre ya da farklı bir ülkeye taşınma iş yaşamından uzaklaşmamızın nedenleri olabiliyor. Dolayısıyla kadın nüfusu fazla olan şirketlere dahi baktığımızda tepe yönetimde çok fazla kadın göremiyoruz.
“ Kadınlar için en uygun meslek öğretmenliktir, yarım gün çalışırlar kalan vakitde de evleriyle uğraşırlar” İşte bu bakış açısı halen iş dünyasında az da olsa varlığını koruyor. Üstelik sırf erkekler açısından değil aynı zamanda kadınlar açısından da geçerliliğini koruyor. Evle, eşle ve çocuklarla da meşgul olabilme arzusu ya da zorunluluğu kadınların tüm vakitlerini işe harcamayı tercih etmiyor ya da edemiyor olmaları kadınları ya iş dünyasından tamamen uzaklaştıran ya da belli rollerle sınırlayan en önemli unsurlardan oluyor. Özellikle, özel sektörde yaşanan hızlı rekabet ve oyunun kurallarının erkek egemen olması kadınları erkeklere oranla daha fazla bezdirebiliyor. Bunun altında yatan sebeplerden biri, kadınlar için evde oturmakla ilgili bir seçeneğin her zaman bulunması olabilir. Çalışan kadınlar arasında bir çokları tarafından sarf edilmiş bir cümle şu olabilir:” off off ben de keşke çalışmayan, çalışmak zorunda olmayan bir kadın olsaydım.”
Kamusal her alanda üst basamaklara tırmanmak için biz kadınların önünde geçerliliği kanıtlanmış engeller var: cinsiyetçi bakış açısı, erkek dayanışması ve kadınlar arası rekabet, kadınlık rollerimiz yani evlilik içi roller ve anne olmak ya da anne olma olasılığının bulunması, aklımızın ermeyeceği vs gibi inançlar. Bu engeller son derece gerçek olsa da bir de biz kadınların önünü kesen kendi içimizdeki bariyerler var. Önce kendi kendimizi inandırmamız gerekiyor herhangi bir işi başaracağımıza. Kendimizi aştığımız anda çevresel faktörlerin bizi tutması çok mümkün olamıyor. Kendi kafamızdaki bariyerler aslında belki de daha büyük adımları atmamızı engelliyor. Biz kendimizle başa çıkabildiğimiz anda aslında toplumsal algılamalar da önemini yitiriyor. Yıllardır eğitimlerimize katılanlara en büyük hayallerinin ne olduğunu soruyorum. Henüz tek bir kadın katılımcı başbakan olmak istediğini söylemedi. Kadınlarda işle ilgili hayaller aileyle ilgili hayallerin yanı sıra geliyor. Erkek katılımcılar ise genel kriterlere uygun olsunlar ya da olmasınlar başbakan olmak gibi bir hayalleri olduğunu belirtiyorlar. “benim en büyük hayalim başbakan olmak ve olacağıma da inanıyorum” diyebiliyorlar. Başarılı olmanın en birinci adımı da ne istediğimizi net olarak bilmekten ve bunu farklı ortamlarda ifade edebilmekten geçiyor.
İstatistiki verilerin nedenleri olarak daha bir çok konuya değinilebilir. Fakat bu nedenleri belirtmek bizi ilerletmeyecek. Bizi ilerletecek olan güç NASIL sorusuyla gelecektir. Ben Nasıl kendim için mutlu bir gelecek yaratabilirim? Bu gelecekte kariyerimi kendimi mutlu kılacak şekilde NASIL biçimlendirebilirim? İçsel bariyerlerimizin bir kere farkına vardıktan ve bunlardan kurtulduktan sonra biz kadınlar iş hayatında olmak istediğimiz yerde olmak ve aynı zamanda tatmin ve mutlu olmak için ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız?
Olmak istediğimiz geleceğimize ulaşabilmek için öncelikle hayatın farklı alanlarını içine alan –kariyer, finans, aile, ilişkiler, romantizm, eğlence, eğitim, sağlık vs… – genel bir vizyon belirleme çalışması yapmak yolun yarısını kat etmek anlamına gelecektir. “Ben kendim için nasıl bir hayat istiyorum, hayatımda nelerin olmasını istiyorum” üzerine düşünmek ve yazmak çizmek gerekiyor. Bu konuda biraz tersten düşünmeye kendimizi yönlendirebiliriz, çünkü genelde hayatımızda nelerin olmasını istemiyoruz diye düşünmeye daha eğilimliyiz. Olmasını istediklerimizi düşünürsek istemediklerimiz zaten çıkar gider hayatımızdan. Burada sizden yapmanızı istediğimiz aslında kendi harekete geçirici vizyonunuzu oluşturmanızı sağlamak. Vizyonumuzu oluştururken kendimizi sınırlamamak, olumsuz düşünmemek ama büyük düşünmek önem kazanıyor ve bizi motive eden bir vizyona sahip olmamızı sağlıyor.
Öncelikle şunu unutmayalım: biz ancak kendimiz olarak başarı ve mutluluk elde edebiliriz. İş dünyasında kadınların erkek gibi davrandıkları zaman zaman gözlenebiliyor. İlk kadın başbakanımız da çoğu zaman beden diliyle erkeksi mesajlar vermiştir. Kendimiz olmadığımızda olamadığımızın kötü bir kopyası oluyoruz sadece ve aslında sürekli yara alıyoruz, yıpranıyoruz. Başarılı olsak bile mutlu olamıyoruz. İçimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz. Kendimiz olmak ise tabii ki kendimizi iyi tanımaktan geçiyor. Bende doğal olarak var olan yeteneklerim, ilgi alanlarım, becerilerim nelerdir? Ben neyi yapmaktan mutlu oluyorum ve aslında hiç iş yapıyormuş gibi hissetmiyorum, saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Geçmiş tecrübelerim bana neler söylüyor? Başkaları bana hangi konularda övgüde bulunuyor, neleri yaparken çok sıkılıyorum? Ne tür insanlarla çalışırken ya da birlikteyken kendimi gelişiyor, zenginleşiyor hissediyorum? Eğitimim hangi yönde bana destek olabilir? Vazgeçilmez değerlerim nedir? Bu ve benzeri sorulara cevap ararken aslında kendimizle ilgili bir çok özelliği keşfetmeye ya da tekrar fark etmeye başlıyoruz.
Kararlılık, azim, çalışmak, bıkkınlık duymamak, pişman olmamak, sürekli yeniden başlama gücüne sahip olmak vizyonunuza ulaşmanıza yardım edecek araçlar.
Kendimize güven duymak ve kendi beklentilerimize öncelik vermek ise (yani cici kız olma sendromunun üstesinden gelmek) bizi mutlu kariyere götürecek diğer önemli araçlar. Tüm bunların yanı sıra diğer kadınlarla destek ve dayanışma içinde olmak ise yeni fırsatları görmemizi sağlar; yalnız olmadığımızı hissettirerek sorunlarımızın üstesinden gelmemize yardımcı olur.
İlişki ağlarımızı genişletmek, beklentilerimizle ilgili paylaşımlar yapmak, kendimizi ifade etmek bile bizi adım adım geleceğe taşıyan unsurları oluşturacaktır. Ne yaparsak yapalım harekete geçmediğimiz sürece bir arpa boyu bile gidemeyiz. Vizyonumuza ulaşmak ve mutlu olmak-hayatı güzel yaşamak için ilk adımı belirleyip o adımı atmamız gerekiyor.
“bilge kişi, eylemde bulunarak yaşar, eylemde bulunmak hakkında düşünerek değil.”
Carlos Casteneda
Altan Şahinoğlu Özen
Kariyer ve Yaşam Koçu, Eğitmen
guneshayal@yahoo.com
Plugin by wpburn.com wordpress themes


