takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
SAKIZ ADASI
Çeşme’ nin en keyifli yönlerinden biri batısında boydan boya uzanan Sakız Adasıdır.
Güneş ada tarafına geçtikten sonra denizin üstüne vuran parıltılı yansımalar insanın gözünü kamaştırır. Upuzun süren günbatımının güzelliğine doyum olmaz. Hava karardıktan sonra karşı kıyıdan bize göz kırpan titrek ışıklarsa merakımızı iyice o yöne çeker. Birgün kısmet olur, limandan bir tekneye atlar ve kendinizi Sakız’da bulursanız ne yapayım demeyin, gelin beni izleyin…
Çeşme limanına doğru yolun sağındaki seyahat acentelerinden birini gözüme kestirdim; tonton ve bilgili sahibi hem otelimi, hem de iner inmez kiralayacağım arabayı çabucak ayarladı, Chios haritası üzerinde görülmesi gereken yerleri işaretledi, önerilerde bulundu ve beni sağlıcakla yola uğurladı. Limandan kalkan teknelerin içine arabalar da sığıyor. Yolcular doluşunca Çeşme’yi arkamızda bırakarak denize açıldık, yaklaşık kırkbeş dakikada Sakız’a vardık. Gümrükten çıkarçıkmaz elindeki kağıtta adımı gösteren birine doğru yürüdüm; İlias (aynen bizim İlyas) kendini tanıttı, kağıtları imzalattı, yarı İngilizce yarı Türkçe “otele geçerken beni de dükkana atıver” dedi, kiralık renoya bindik ve “ver elini Sakız”.
Bizim için Sakız, onlar için Xios (Hios diye yazılıyor ama okurken H ve S harfi düşüyor ve İo kalıyor), eski deyimiyle İonia (evet yanlış duymadınız bizim buralar ve karşı kıyıların bu mevkiinin eski eski en eski adı) adası büyük. Haritada bakarsanız göreceksiniz, karşısındaki Karaburun Yarımadası kadar büyük, tam sekizyüzellidokuz metrekareymiş!. Dokuz ayrı yönetim beldesine bölünmüş, en büyükleri bizim şimdi yanaştığımız liman kenti Hiosmuş. Deniz kıyısındaki yoldan ilerlerken binalar, barlar, kafeler, dükkanlar, arabalar, motosikletler arasından geçiyoruz. İç kısımlarında ise bir Ceneviz Kalesi çevresine inşa edilmiş Türk evleri, camii, pazar yeri, küçük müzeler, kütüphane ve park-bahçeler var. Otelim limandan aşağıya, güneye giden yolun sonunda, merkeze hem yakın hem uzak, sevimli KYMA Oteli. Sahibi Sakızlı Teo ve eşi İzmirli Güher çok hoş bir çift. “Karşı kıyı aşk hikayesi” onları burada buluşturmuş, yazları biri Hios’ta biri Kardamila’da deniz kenarında iki otel işletir, kışları İzmir’de kent yaşamı içinde geçirir olmuşlar.
Çeşme’den aldığım bilgileri onlarla karşılaştırıp hemen yola koyuluyorum. Adada görecek birçok yer var, yol yer yer dağlık bölgelerden geçiyor ve virajlı, tek bir üste gecelemeye karar verdiğim için gün boyu gezip akşamları otelime döneceğim, o yüzden yolcu yolunda gerek. Kuzeye doğru sahile bakarak ilerleyen yoldan onaltı kilometre sonra Lagada köyüne varılıyor, geç bir öğlen yemeği için balıkçı ailelerin hazırladığı meze ve balıklar tam yerinde. Yerli marka soğuk bira ile iyi gidiyor. Buralardaki porsiyonların büyüklüğünü unutup biraz abartmışım ama uzun yemek sırasında yerlisiyle sohbet pek keyifli. Sakız en turistik olmayan adalarıymış, Ege’deki ünlü birçok adanın aksine burası kendi kendine yeten bir adaymış. Sakız diğer Kuzey Ege adalarında yetişen zeytinden daha çok gelir getiriyormuş, sakız hasadı zamanı adanın içlerine hiçbir yabancıyı sokmazlarmış. Atina için bile “uzak dursun” diyip “özgür takılmayı” yeğleyen bir tavırları var. Bu yüzden gittiğim köylerde az yabancı gördüm, ya da insanlar sıcakta gezmiyorlar.
Türkiye’den gelenlerin çoğu ya teknelerle yanaştıkları temiz ve berrak sularda serinlemeyi tercih ediyor ya da en fazla Hios’ta kalıp etrafa şöyle bir bakınıp restoran-bar muhabbetine dalıyor. Benim Hios’taki favori yerim ise Mastiha Shop ve Kafesi. Ana cadde üzerinde, denize bakan geniş şemsiyeli şık bir mekan. Sakızlı sıcak-soğuk kahveler çaylar, kurabiyeler çörekler yiyip içebildiğiniz kafenin arkasında büyücek bir damla sakızlı ürünler dükkanı var. Mastiha Shop’lar bir zincir, başka adalarda da gördüm. Sakız’dakinin yeri çok uygun, tam piyasa yerinde, gelen geçeni seyri keyifli. Sakız likörüne bayılırım, zaten İzmir’de büyümüş biri olarak sakızlı muhallebinin hastasıyım J Sekiz-dokuz yıl önceden başladığımız her Çeşme gidişimizde arkadaşımız Ali’nin bana gösterdiği bir dükkandan sakız likörleri alıp taşırım, Senem’in muhallebisini yalayıp yutarım. Son yıllardaki ada gezileri sayesinde sakızlı başka lezzetleri kapıp getiriyorum. Burası ise ana kaynak, kaçırılmaz !
Çeşme’nin göz kırpışlarını seyre dalıyorum. Şansıma bir de dolunay zamanı…
Marmaro köyü Lagada’nın on kilometre daha kuzey kıyısında çok güzel bir koyda. Akşamları cıvıl cıvıl gençler kaynıyor. Buralar yazlık evlerin bulunduğu keyifli tatil kıyıları, Temmuz başında bazı evler kapalıydı, sahipleri henüz tatile gelmemiş belli. Deniz kıyısındaki lokanta ve kafelerde oturuyorsun, hemen önünden millet suya giriyor, suyun dibi görünüyor, attığın ekmekleri yemeğe gelen irili ufaklı balıkları hepbirlikte izliyorsun. Abartısız bir düzen ve özen var, insan sayısı yeterli (daha az veya çok olmasını istemezsin), tatlar-kokular-görüntüler içini açıyor. İdeal köy yaşantısı diye aradığımız doğru ölçek bu mu acaba? Akşam hava geç karardığı için vakitlice otele geri dönüyorum. Otelin denize bakan terasında oturup bu kez Çeşme’nin göz kırpışlarını seyre dalıyorum. Şansıma bir de dolunay zamanı kii .. sessiz şükürlerimi sunuyorum.
Sabah kahvaltısı aynı terasa bakan yemek bölümünde açık büfe halinde. Zengin kahvaltıyı erken bitirip hava çok ısınmadan yola koyuluyorum. Bu kez güney yönüne, adanın içlerine gideceğim. Sakız ağaçlarının bolca yetiştiği Mastichochoria bölgesi adanın tarihi boyunca en önemli yeri. Damla sakızı, sakız ağaçlarından doğal ve geleneksel yöntemlerle toplanırmış. Adaya olan ekonomik getirisi onu herzaman zengin ve güçlü kılmış. Tarih boyunca yönetimini ele geçiren beylik ve imparatorluklara vergilerini kolayca ödeyip rahat edebilmişler. Antik Yunan yazarları sakızın tıbben kullanımından bahsetmiş, Hipokrat tıbbi bitkiler arasında sakıza önemli yer vermiş. Roma döneminde hanımlar dişlerini beyazlatmak için damla sakızlı çubuklar kullanmışlar. Antik çağda ada halkı sakızın yağını çıkarıp hastalık tedavilerinde, yılan sokmasında, mide yanmasında kullanırmış. Öksürüğe bile iyi geldiği söylenirmiş. Bugünse eczacılık, parfümeri, yiyecek, içecek, boya sektörlerinde girdi olarak bolca yararlanılan bir ürünmüş. Şimdi hasadın başladığı döneme girdik, yabancılara Eylül sonuna dek sakız ağaçlarına yaklaşmak yok, oralardan teğet geçip yirmibeş kilometre sonra ilk durağıma ulaşıyorum.
Pyrgi adanın ortaçağdan kalan en büyük köyü. Yunanistan’ın en göze çarpan köylerinden biri denebilecek nitelikteki Pyrgi, labirenti andıran dar sokakları, gri ve beyaz desenli binaları ile çok özel bir yer. Köyün ortasındaki meydana kurulu büyük kilisesi de dahil olmak üzere bütün evler ve binalar özel bir teknikle yapılmış bir duvar dokusuna sahip. Duvarlara bu görünümü vermek için üzerini çimento ve volkanik kum karışımı bir sıva ile kaplayıp, üzerine beyaz kireç sürüp, sonra da bazı kısımlarını tırmıkla çekerek bu geometrik desen ve şekilleri elde ediyorlarmış. Duvarlar, kapı alınları, pencere pervazları, balkon altları her santimetrekarede ayrı bir işçilik, ayrı bir özen, bu sanatçı uğraşından etkilenmemek olanaksız. Sokak sokak iki saat dolaşıyorum, fotoğraflıyorum, sohbet ediyorum; bir ev yapılırken ustalarla birlikte ev sahibinin zevkine ve isteğine göre birlikte çalışıyorlarmış. Eski yapılanların tadı başka, güneş ve rüzgarın soldurduğu doku çok estetik duruyor. Yenilerden bazısı biraz çiğ kalsa da zamanla solacak diye düşünüyorum. Pyrgi’nin limanı Emporios sahili hem güzel, hem kumsal, denize girmek için ideal. Fazla oyalanmadan adanın batısındaki başka bir ortaçağ köyüne yöneliyorum.
Mesta adanın güney batısında alçak tepeler arasında yer alan otantik bir köy. Korsanlara karşı korunmak üzere güçlendirilmiş duvarlarla çevrili. Arabalar duvar dışında bırakılıp içeri yayan giriliyor. Şehre dört ayrı kapıdan giriliyormuş. Ben birinden girdim ama labirentte kayboldum. Daracık sokaklar, nerdeyse evlerin içinden geçilen aralıklar, dolambaçlı yollar, tüneller, oyuklar, geçitlerle karmaşık bir plana sahip. Meğer bu sınırlı girişler, karışık sokaklar ve tüneller ondördüncü yüzyılın savunma mimarisinin en iyi örneklerinden biriymiş. İçeriye saldırmaya çalışan korsanların kafası iyice karışmıştır. Ben de hem eğlenceli hem gölgeli bir kayboluş yaşıyorum. Sıkışık küçücük sokaklarında sevgili Egeliler yine kapı önü muhabbetindeler; kadınlar iş işler, fasulye ayıklar, yaşlılar uyuklar, çocuklar bağrış çığrış oyunlar kurarken kimine selam verip, kiminden yol çıkar mı çıkmaz mı işareti alıp gezimin keyfini çıkarıyorum. Ortasındaki meydana ulaştığımda kocaman çınarın dibinde güzel bir kafe serinlemem için beni bekliyor. Akşamüstü dönüşe geçtiğimde Limenas Meston sahiline uğrayıp başka bir dağ yolunu tutuyorum.
Sakız Adası topoğrafyası elbette ana karadakinin aynı. Çeşme civarında gezerken çevre nasıl görünüyorsa, burası da öyle. Ege ve Akdeniz bölgesi iklimi de aynı: Yazlar sıcak ve kurak. Hem sıcaklık, hem kuraklık, üstüne de orman yangınları burayı çok muzdarip etmiş. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan bir yangın güzelim tepeleri kelleştirmiş. Ağaçlandırma çabaları bizdeki gibi hızla devreye girmiş. Yangınlara karşı korunma yöntemlerinden biri dağlık yollarda dikkatimi çeken kulelerdi. Hem yangın söndürücü araçların bulundurulduğu, hem haber verici istasyonlar olarak devriye çalışan bazı kritik noktalar var. Yol boyunca kenarlara yerleştirilen acil durum telefonları da çok yararlı. Oradan geçen biri hem gördüğü dumanı haber verebilir, hem başka bir ihtiyaç için yardım çağırabilir, ince düşünülmüş bir uygulama. Gittiğim yolun zirvesinde (yine çok tanıdık isimli) Aya Yorgi’de ise başka önemli bir uygulama dikkatimi çekti. Tepenin yanında derin bir çukurun içi damların kaplandığı yalıtım malzemesi ile kaplanmıştı ve içi su doluydu. Baharda yağan yağmur sularının toplandığı yapay bir göl gibi düşünün, yazın hem yangın söndürmekte, hem sulamada kullanılıyor.
Hava güzel, deniz sakin, su ılık. Ada güzel, insanlar sakin, içim ılık.
Üçüncü günümün sabah kahvaltısından sonra otelin girişinde konuklarla ilgilenen Teo’nun Annesi ile sohbetleşiyoruz. Daha önce gezdiğim köyleri anlatıyorum, sonra benden birşey yapmamı istiyor. Oğlu ve gelini daha çok Kardamila’daki otelde kaldıklarından buraya o bakıyormuş ve otelden şu sıralar ayrılamıyormuş. Ama bir duası varmış ve ben onun için gidip iletebilir miymişim? Elbette giderim teyzecim diyip haritadan yolumu belirliyorum. O da gidip göreceğin köyü çok beğeneceksin diyor.
Bu kez kuzey batıya doğru kırkbir kilometrelik yolum var. Volissos gerçekten güzel bir dağ köyü olarak daha yaklaşırken dikkatimi çekiyor. Bazı dönemeçlerde bir kaç kez arabayı yol kenarına çekip bu güzel korunmuş ve onarılmış köyü fotoğraflıyorum. Teyze haklıymış, iyi ki geldim! Köyün dışında arabalar bırakılıyor ve yokuş yukarı doğru taş evler, butik oteller, şık lokantalar, dükkanlar arasında keşif yürüyüşüne geçiliyor. Tepede çok güzel bir manzaraya bakan Venedik kalesi var. Köyün ana kilisesi her yıl 6 Ağustos’ta dini ziyaretçilerle dolup taşıyormuş. Aslında her köydeki kilise ve dini kutlamaların bolluğu halkın güçlü inançlarının göstergesi. Burası zengin ve bakımlı bir köy olarak ayrı bir yere konuyor. Yılın bu zamanları hem Hios’tan hem Yunanistan’ın diğer yörelerinden çok ziyaretçi geliyormuş. Ziyaretin en önemli nedenlerinden biri köyün yedi kilometre daha batısında deniz kenarında bulunan Aya Markela Manastırı. 
Aya Markela bir hac yeri olarak kutsallığını bugün de muhafaza ediyormuş. Özellikle Hios halkı Temmuz sonunda isim gününü kutlamaya buraya akın edermiş. Adanın en kutlu yeri olarak tanımladıkları, Teyzenin gelmemi rica ettiği yer de işte bu manastır. Volissos tepelerinden kıvrılarak aşağı inip deniz kıyısına ulaşıyorum. Önümde beyaz kumlu sakin ve temiz bir plaj var. Hemen gerisinde gölgelik yapan ağaçlardan birinin altına park edip, bembeyaz boyalı alçak Manastır duvarı boyunca yürüyüp içeri giriyorum. Avludan geçilip Manastır kapısına varılıyor; içeride dua edenler, mum yakanlar, rahipleri dinleyenlerle dolu bir kalabalıktayım. Teyzenin elime tutuşturduğu kağıdını söylediği yere bırakıyorum. Her inancın kadın erenleri vardır, Markela Ana’ya bir dua da benden gitsin. Çıkışta minik el tezgahlarından Teyze için uğurlu bişiy alıp kumsala yöneliyorum. Hava güzel, deniz sakin, su ılık. Ada güzel, insanlar sakin, içim ılık.
Serap BAŞOL
Chios’ta HOTEL KYMA
tel 30-2271044500 – kl. Nenitoussi caddesi
ucuz araba kiralamak icin;
Ilias Gambas 30- 2271020160-2271021604 travelshop@otenet.gr
36 Aegean ave. de Mastiha Shop ve kafesi
Plugin by wpburn.com wordpress themes


