takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
KAVALA ve SELANİK’ teki Türk İzleri
Trakya’nın yeşil arazileri arasından İpsala gümrük kapısına vardıktan sonra, önce Dedeağaç’ a sonra Kavala’ya uzanıverdik. Çevresi yemyeşil bitki örtüsüyle bezenmiş karayolu hem rahat hem sakin bir ulaşım sunuyor. Deniz kıyısındaki bu sevimli yerleşimlerde tarihten izler her an karşımıza çıkıyor. Dedeağaç (Aleksandrapolis)’ta kendimizi Yeşilköy’deymiş gibi hissediyoruz. Evler, sokaklar, yaşantı o kadar tanıdık. Denize paralel uzanan kordon boyları tüm Akdeniz ülkelerinde birbirine benziyor. Kumsalın ardında geniş kaldırımlarıyla yürüyüş ve “piyasa yeri” bir kordon boyu, caddeyi geçtikten sonra kıyı lokantaları ve dükkanlar, arkalarında dizi dizi evler veya apartmanlar. Burda sahil burna yakın olduğundan koskocaman bir deniz feneriyle karşılaşıyoruz. Beyaz rengi ve camlarıyla gün ışığında parlıyor. Kısa bir yürüyüşün ardından kıyıdaki Mynos balık lokantasında mezeleri ısmarlıyoruz. Buralarda porsiyonların büyüklüğünü unuttuğumuzdan, tabakları bitirmek için ne kadar uğraşsak nafile.
…………….
Kavala’ya Osmanlı döneminde yapılmış bir su kemerinin ayakları arasından geçilerek giriliyor. Kale duvarları içinde yerleşik bu ünlü Türk kenti insanı hemen sarmalıyor. Hepsi onarılarak korumaya alınmış bakımlı güzelim Türk evleri, sokaklar boyunca uzanıyor. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kendi evinin bulunduğu meydana heykeli dikilmiş. Ev günümüzde müze olmuş, zaten eski Kavala’nın tümü yaşayan bir müze halinde. Sokakları gezerken kulağınıza Türkçe sohbetler ve ezan sesi çalınıyor. Az da olsa birileri kalmış, geleneği sürdürüyor. Buranın belki de en güzel yerinde şimdi hip otel olarak hizmet veren bir İmaret binası var ki mutlaka görülmeli. Osmanlı döneminde medrese-imarethane(aşevi) olarak yapılmış bir müthiş külliye. Zamanın varlıklıları Türk Saray mimarisine özenerek böyle güzel hayırevleri inşa etmişler. Şimdi ziyaretçilerine özel bir arkeologla tarihçesini aktaran, yirmialtı odalı şık bir müze-otel niteliğinde. Odalar özenle Türk adetlerine göre döşenmiş, kullanılan peşkir (el havluları), bakır leğenler, defne sabunları, işlemeli yatak örtüleri, oda içi mobilyalarının hepsi bizi anneannelerimizin evine geri götürüyor. Oda içlerinde, kapılarda, tavanda kullanılan ahşap işçiliği mükemmel. Otelin bembeyaz İran kedisi upuzun kalkık kuyruğu ile divanlar, sedirler, şadırvanlar, sedir ağaçları arasında salınarak geziniyor. Galeri olarak kullanılan bir odasında insan boyunda seramik heykeller sergileniyor. İç bahçelerin birine sade ve şık bir havuz yerleştirilmiş. İmaret Otel’den çıkıp sola aşağı doğru dönünce yeni Kavala kentinin başladığı limana doğru yokuş aşağı yürünüyor. Buradaki balıkçı favorimiz Panos Zafira.
……………………………………….
Selanik; görmeyenler için İzmir’in ikiz kardeşi gibi, hele “Kordon Boyu”… Masmavi denize, güneşe ve ışığa dönük dizi dizi apartmanlar, kordon ve sahilin görüntüsü çok tanıdık geliyor. İkinci Kordon’daysa büyük ağaçlar, mağazalar, bol bol yemek-içmek var. Ladadika semtindeki tarihi bedesten yapısının onarımı halen sürüyor. Çevresindeki Türkçe isimli kafeler, çiçekçiler, hediyelik dükkanlar, geleneksel rum yemekleri sunan Krikelas restoran da adeta tanıdık. Selanik’te en çok görmek istediğimiz yer Atatürk’ün evi. Tarih kitaplarından resmini ezbere bildiğimiz bej-pembe iki katlı bu mütevazi ev Türk Konsolosluğunun hemen yanıbaşında ziyarete açık. Özenle bakılmış bahçesi tüm sadeliği ile ziyaretçileri karşılıyor. Üç katlı bir Türk evinin tipik mimari özelliklerini taşıyor. Günümüzde giriş katı kitaplık ve müze bilgilendirme alanı olarak ayrılmış. İlk katta oturma odası, çalışma odası, misafir odası, mutfak, tuvalet, ikinci katta Zübeyde Hanım’ın yatak odası, Atatürk’ün doğduğu oda, özel eşyalarının sergilendiği salon ve yıkanma bölümü yer alıyor. Eşyaların tümünü aile müze-ev olduktan sonra bağışlamış. Saygılı bir sessizlik içinde tümünü tek tek incelemek istiyoruz. Müze görevlisi sorularımızı yanıtlıyor, evin geçmişini anlatıyor. Bulunduğu sokak bir zamanlar Türk evleriyle doluymuş, hepsi yıkılmış. Selanik Belediyesi 1938’de Ata öldüğünde doğduğu evi onarıma alıp O’nun hatırasına saygı olarak, Türk Hükümetine armağan etme kararı almış. Birkaç onarım daha geçirdikten sonra bugünkü haline gelmiş. Sokağa bakan cephesi cumbalı. İçinde, dışında, bahçesinde, sokağında gezinip duruyoruz, fotoğraf çekiyoruz, kimse hemen ayrılmak istemiyor. Evin yanıbaşındaki ulu çınar neler yaşamış, görmüş geçirmiş bir eda ile gökyüzüne doğru uzanıyor…
Serap Başol
2009
Plugin by wpburn.com wordpress themes


