takip et: Gönderiler | Yorumlar
arama
Kadınların gücüne inanırım
Pınar KAFTANCIOĞLU- Girişimci, İpek Hanım Çiftliği Kurucusu ve sahibi
KadınlarArası: Büyük şehir insanları (özellikle bu İstanbullular’ da daha sık görünür) şehrin kargaşasından, kalabalığından, insanlarından hemen hemen her şeyinden şikayet etmeyi adet haline getirmişlerdirJ bunu yapmayan neredeyse yoksu. O zaman gidin başka yerde yaşayın deseniz kimse cesaret edemez, hiçbir yere kıpırdamaz. Siz öyle bir cesur karar vermişsiniz ki hikayenizi okurken bile insan içinde bulunduğunuz huzuru, saflığı adeta hissediyor. Bu tip önemli değişimler genelde her şeyi gözünüzde sıfırladığınız dibe vurulan anlardan sonra yaşanır. Siz bu değişime nasıl geçiş yaptınız, hangi duygularla, hangi konularda tükenerek ve yeni bir başlangıcın kaçınılmaz olduğunu hissederek…
bir dibe çöküş hikayesi değil benimkinin başlangıcı…
Pınar KAFTANCIOĞLU: Aslına bakarsanız bir dibe çöküş hikayesi değil benimkinin başlangıcı… Hani iş yaşamı falan deseniz gayet iyi bir dönemdeydim. Benzer hikayeler gibi bir ekonomik krizin ardından ”İstanbul’da yapacağım şey kalmadı, gideyim köye yerleşeyim” demedim. Benimki daha çok bir çeşit iç sıkıntıydı. İstanbul’ dan sıkılmıştım, iş hayatından sıkılmıştım. Çok sıkılmıştım… Ege uzun yıllardır aklımdaydı. Sıkça söylüyordum ”gideceğim gideceğim…” diye. Oğlum o aralar ilkokuldaydı. Onun bitmesini bekliyordum sanırım en çok. Oğlumun okulu bitti, ben de basit hayaller kurdum. Peşlerine takıldım gittim
Hepsi bu…
KadınlarArası: Eminim ki bu yeni başlangıçta da mücadele vardı, zorluk vardı, sorunlar vardı. Neler yaşadınız bu anlamda ve nasıl üstesinden geldiniz? Kimler vardı yanınızda sizi desteklemek adına? Hiç pişmanlık oldu mu? Ektiniz çıkmadı, olmaz hayal dediler… Kadın olmanız daha bir zordu…
Pınar KAFTANCIOĞLU: Başlangıçta buraya, çiftliğin kurulu olduğu Ocaklı’ ya gelmedim. Benim hayalim Şirince Köyü’nde bir köy evi almak, restore etmek ve orada yaşamaktı. Alt katını restoran yaparım, üst katında da kendim yaşarım diyordum. Güzel bir ev bulup satın almıştım hatta Şirince’ den. ”Haydi, tadilatlara başlayalım” dediğimde gördüm ki hiç de kolay değil… Köy Sit alanı… Koruma kurulu, Anıtlar Kurulu, cart kurulu, curt kurulu… Bürokrasi o kadar engel oldu ki ciddi anlamda tek bir çivi bile çakamadım o eve. E o haliyle yaşanmaz… Okullar da açıldı açılacak… Ne yapsak dedim, Kuşadası’ na gittim. Oğlum Kuşadası’ nda başladı orta okula. Lisenin sonuna kadar da oradaydı. Ben uğraşacak şeyler bulmuştum kendime. Kuşadası’ na geldikten yaklaşık üç yıl sonra, 2000 yılında Nazilli’de bir su fabrikası satın aldık. Fabrikanın arka bahçesine şık bir ev inşa ettirdim. Ben orada kalmaya başladım haftada iki gün. Sonra üç gün… Sonra dört… Sonra tamamen orada yaşamaya başladım. Bu esnada kızıma hamile kaldım. Kızıma hamile kalmam ile pek çok şeye bakışım değişti. Başta gıdaya, tarıma…
Nazilli bir tarım cenneti. Dağ köylerinde hala eski usul tarım yapılsa da ovada yapılan tarım Türkiye’ nin genel tarımından farklı değil. İç açıcı değil yani hiç… Bunu yerinde, birebir görmek çok fena. Hiçbir şeye, hiç kimseye güvenemez oldum. Domates görüyorum markette, içindeki hormonu biliyorum. Biber görüyorum, atılan düzleştirici sayesinde o şekli aldığını biliyorum. Organik Tarım diyorlar (yeni yeni çıkmıştı o aralar); kullandıkları ithal ”organik” gübreleri ve ithal tohumları gözlerimle görüyorum… Hiçbir şeye güvenim kalmayınca kendi tarımımı yapmaya karar verdim.
Başta fabrikanın arkasındaki ufak denebilecek bir araziyi ektirdim biçtirdim. Kızım için bir bostan yarattım. Sonra birkaç ufak araziyi daha ektim… Böyle böyle tarıma alışıyordum yavaş yavaş.
Sonra bir değişim daha oldu, 2006 yılında fabrikanın işleri o kadar yoğunlaştı o kadar yoğunlaştı ki durup düşünmeye başladım. Ben, İstanbul’ dan kaçarken iş hayatının stresinden ve karmaşasından kaçmıştım. Şimdi istemeden kendimi yine o hayatın içinde bulmuştum. O su fabrikasında çok başarılı olduk biz. Ege’ nin en yüksek satışları, en yüksek cirolar falan… İyi güzel de kızımla ilgilenemiyordum. Kızım fabrikada bir ofisin içinde büyüyor, beni günde üç beş saat ancak görebiliyor. Böyle olmayacaktı. Hızlı ve radikal bir karar vermek gerekti. Verdik. Fabrikayı cidden iyi bir paraya sattık. O anda ben emekliliğimi ilan ettim. Hayatım boyunca yeterdi aldığım para, çalışmaya gerek yok yani. Fabrikayı işletirken bölgede epeyce de bir arazi satın almıştım yatırım için. Ocaklı Köyü’ nde, Gireniz Çayı’ nın yanındaki araziye çiftliği inşa ettirdim kısa sürede. Gittim orada yaşamaya başladım. Kızım için yaptığım tarıma verdim kendimi boş zamanımda. Tüm zamanım boştu aslında:)
Tarımı biraz abartmışım… Tüketemeyeceğimiz kadar mal çıktı ortaya. Dağıttık ettik olmadı. Eşe dosta arkadaşa gönderdim biraz İstanbul’ a, Ankara’ ya falan. İki hafta sonra bir baktım başkaları da istiyor. Kulaktan kulağa yayılıyor çiftlik… Yapsam mı yapmasam mı diye düşündüm. Ben tam bunları düşünürken kötü mü iyi mi bilemem, bir gelişme oldu. Fabrikayı sattığımız şirket tüm çalışanların işine son verdi, yerlerine kendi çalışanlarını getirdi. O çalışanlar ailem gibi olmuştu benim. Kapıma geldiler, o anda bir şeyler yapmak zorunda olduğumu hissettim. Ekip biçelim dedik… Yaparız, olur.
İyi bir yere geldik bugün. En azından insanlara ”yapılabilir”i gösteriyoruz…
KadınlarArası: Yeni başlangıcınızda yerleştiğiniz bu küçük köyde nasıl karşılandınız? Sanki bazı filmlerde yaşanır birilerinin hayalleri olur ve çevresindekiler umutsuzca bakarlar, sonra hayal yerine ulaşır herkes şoktadır ve mutludurJ sizin filminiz nasıl dı yörenin halkının yaklaşımı ve zaman içinde düşüncelerindeki değişimler?
Pınar KAFTANCIOĞLU: Evet, başta ben kimseyi inandıramadım yapılabileceğine. Hilesiz hurdasız tarım yapacaksınız, bu tarımın yüksek maliyetleri olacak, ürünlerin fiyatı yüksek olacak, siz bunları satacaksınız. Üstelik taa İstanbul’ a, Ankara’ ya falan satacaksınız… Bana göre olurdu da çevremdeki kimse inanmadı olacağına. Ne kadar Ege deseniz, modern deseniz köy burası… Bir kadın tek başına böyle şeyler yapmaya çalıştığında onlarca alaycı bakış oluyor üzerinde. ”Yapamaz” diyorlar. Sahiden yapamasanız iyi. Yaptığınızda da tüm bakışlar düşman oluyor size. Karşıma çıkmadık engel kalmadı… Bürokrasiyi aşana kadar canım çıktı. Şikayetlerle uğraşmaktan cidden bıktığım bir dönem oldu. Ben yine de yaptım, başardım. İyi bir yere geldik bugün. En azından insanlara ”yapılabilir”i gösteriyoruz.
KadınlarArası: Kişiliğinizle, duygularınızla, ilişkilerinizle siz nasıl bir değişim yaşadınız ve önceki sizle sonraki siz arasında nasıl farklar gördünüz?
Pınar KAFTANCIOĞLU: Buralarda yaşamanın en büyük avantajı buralarda çocuk yetiştirme şansı. ”Siz de gelin” dediğim insanların en büyük endişesi çocuklarının eğitimi oluyor. İyi eğitim büyük şehirdedir gibi bir algı var. Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum.
İyi midir kötü müdür tartışılır ama artık küresel bir dünyada yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmak saniyeler alıyor, kaynaklara ulaşmak saniyeler alıyor… Artık tüm Anadolu’ da iyi okullar var. İyi bir öğretim var. Üstelik öğretimden önemlisi burada gerçek anlamda bir eğitim var.
Ayakları yere basan çocuklar yetişiyor burada, iç içe yaşıyorlar doğa ile…Toprak yaşamı insana olumlu etkileri de beraber getirdiği için çok önemli. Günümüzün kavgalarında doğaldan uzaklaşmanın büyük etkisi var. Siz çocuklarınızla geçiş yaptınız bu yeni dünyanıza. Büyük şehirdeki yakınlarınızın çocukları ile doğada yetişen sizin çocuklarınızı kıyasladığınızda ne tür farklılıklar gözlemliyorsunuz?
KadınlarArası:
Pınar KAFTANCIOĞLU: Ayakları yere basan çocuklar yetişiyor burada. Büyük şehrin kimliksizleştirdiği gençlere dönüşmüyorlar. Komşuluk ilişkilerini öğreniyorlar, küçük bir toplumda birey olmayı gerçek anlamıyla öğreniyorlar, doğayı öğreniyorlar. İç içe yaşıyorlar doğa ile… Egzoz gazıyla boğulmuyorlar, korna sesi ile dolmuyor kulakları… Bir çocuk ne ister başka, deniz ister güneş ister deseniz Ege’ desiniz. Bodrum iki buçuk, Kuşadası bir buçuk saat uzakta… Sinema ister, alış veriş merkezi ister deseniz kırk dakikalık mesafede büyük bir alış veriş merkezi, bir sinema kompleksi var. O yetmez derseniz Türkiye’ nin üçüncü büyük şehri İzmir bir buçuk saat uzakta…
Başarı, öğretim falan deseniz… Şimdi bakın üniversite sınavı istatistiklerine, en başarılı öğrenciler Anadolu’ dan çıkıyor. En iyi okulları bu çocuklar kazanıyor, en iyi bölümleri bu çocuklar dolduruyor, en iyi dereceleri bu çocuklar alıyor.
Belli bir birikimi yapana kadar çalışmak zorundasınız. Hayatınızın sonuna kadar çalışmak değil…
KadınlarArası: Oradan iş dünyasında hani şu çok önemsenen kariyer, ceo, yönetim kurulu vdJ nasıl görünüyor? Değer mi sizce?
Pınar KAFTANCIOĞLU: Kariyer çok tuhaf geliyor artık gözüme. Cidden:) Yani ben şu andan sonra kendimi bir toplantı salonunda elimde pointerla falan düşünemiyorum. O trafiğin içine girdiğimi düşünemiyorum, o koca plazaların klimalarından çıkan havasını soluduğumu düşünemiyorum. Ara sıra gidiyorum İstanbul’ a; ikinci saatten sonra fenalık geliyor, uçağa atlayıp dönmek istiyorum bir an önce. Ama o yollardan da geçmeniz gerekiyor bir şekilde. Bir amaç olmamalı hayatınızda, gerçekten istediğiniz bir hayat için geçiş… Belli bir birikimi yapana kadar çalışmak zorundasınız. Hayatınızın sonuna kadar çalışmak değil… En azından orada, o dünyada değil…
KadınlarArası: Şimdi biraz çiftlikte gezdirin biziJ Neler var çiftlikte, kaç kişisiniz, nasıl bir ekip var, gün nasıl başlıyor, şöyle kısa bir özet. Ama günün başlamasıyla birlikte, kahvaltı dan yatana kadarJ
Pınar KAFTANCIOĞLU: Çiftlikte otuz beş tane sabit çalışan var. Tarlalarda çalışanlar, yazın iplere patlıcan dizenler falan derken dönem dönem yüz elliye çıktığı oluyor çalışanların. Bu çalışanların hepsi
buradan, köyden. Öyle profesyonel bir ekibim yok yani… İstemedim de hiçbir zaman. Bir şey yapıyorsam burada, buranın insanlarına yararım dokunmalı diye düşündüm. Çok şükür, epeyce de dokundu sanırım. Mutlu burada çalışan herkes. Başlarında bir patron yok bilinen anlamıyla. Sabah gelirler, hep beraber kahvaltı ederiz, kadınlar işlere dağılır, ben ortalıkta koşturur dururum… ”Abla onu öyle yapma” derim dinlemezler falan:) Pek inatçı buranın kadınları. Çalışanlarımızın %95′i kadın. Erkek gelsin istemiyorlar, rahat dedikodu yapamıyorlarmış.
Gün çok erken başlıyor burada. Sabah saat 5′ te uyanıyorum. O gün çıkacak siparişlerin toplu bir dökümünü alıyorum. Beş buçuk gibi tarlaya gidecek kadınlar geliyor, kağıtlara yazılıyor ”şundan şu kadar bundan bu kadar toplanacak” diye. Kamyonetlerle çıkıyorlar yayladaki arazilere. Dokuza doğru dönüyorlar. Gelen ürünler paketlenmeye başlanıyor. Tartılıyor, kilolanıyor falan… Öğlen yemeğinden sonra siparişleri hazırlamaya başlıyoruz. Saat altı da bitiyor işler. Ortalığı temizleyip evlerine gidiyorlar.
Bir yandan tarlaları eken biçen, bakım yapan kadınlar var. Onlar çiftliğe sadece haftalıklarını almaya uğruyor. Bütün gün tarlada ellerinde çapa uğraşıyorlar. Cidden zor iş sıcakta…
İyi bir hayal kurup isterlerse, gerçekten isterlerse başarabilirler…
KadınlarArası: Böyle mi devam edecek yoksa çiftlik, hizmetler büyüyecek mi? Neler var hedefte?
Pınar KAFTANCIOĞLU: Çiftlik böyle devam edecek gibi. Çok büyütmeyi düşünmüyorum. Yine şu su fabrikası işi gibi olmasından korkuyorum. Bu başta benim bir çeşit hobimdi, hala öyle. Profesyonel bir iş değil, hiçbir zaman olmayacak sanırım…
KadınlarArası: Son olarak neler söylemek istersiniz KadınlarArası girişimci olmak isteyen kadınlar grubuna. Herkesin belki sizin gibi imkanları olmayabilir ama böyle bir iş hayalidir. Deneyimlerinizi paylaşmanız önemli bizler için.
Pınar KAFTANCIOĞLU: Kadınlara ne söyleyebilirim bilmiyorum… İyi bir hayal kurup isterlerse, gerçekten isterlerse başarabilirler. Hem de kolayca başarabilirler. Bu ülkede, bu dünyada bir kadın olarak bir şeyi başarmak için çok daha fazla şeyle uğraşmanız lazım. Çok daha fazla engel çıkar karşınıza, çok daha farklı şeyler çıkar atlatmanız gereken. Ama tüm bunları da sadece bir kadın başarabilir zaten. Ben kadınların gücüne inanırım, acayip inanırım hem de
Kendileri için, çocukları için… Mutlaka doğru, doğal bir hayata adım atmalarını tavsiye ettim tanıdığım tüm kadınlara. İstanbul’ a hapsolmalarını değil, Anadolu’ ya dönmelerini… Ekonomik durumlar deseniz hayat beşte bir ucuz burada… Belli bir birikim, bir de uğraşabileceğiniz basit bir iş yaratırsanız kendinize buralarda, bir dakika bile durmayın…








Ben bu güce inanmanın ötesinde bir de gözlerimle gördüm. Buna rağmen inanmak güç, bir de bunları gerçekleştiren o güçlü kadının yaptıklarının ne ölçüde büyük ve zor olduğunu tahmin etmek… Son projesi Yayla Evleri’nin (henüz tamamlanmamasına rağmen-vadedilen topraklarda yaşamanın huzuru; eksik,gedik hissettirmiyor )ilk konuğu oldum.Bir gece ve yarım gün ömrüme 10 yıl kattı