takip et: Gönderiler | Yorumlar

İstanbul’ da Bir Saklı Şehir: Balat

0 yorum
İstanbul’ da Bir Saklı Şehir: Balat

Uzun süredir Balat’ a gitme planımı sonunda gerçekleştirme heyecanı ile yola çıkıyorum. Her zaman ki gezi ekibinde sevdiğim arkadaşlarımda olunca, dorukta bir keyifle geçeceğini bilerek rotamızı da hazırlıyoruz.

İlk olarak sözleştiğimiz üzere Mısır Çarşısı’ nda Uğur Atik’ den Osmanlı’ da kahve sohbetini dinlemek üzere 10:30 gibi oradayız. Kahvenin dışında sohbetin ve mesajların üzerimizde ve ruhlarımızda bıraktığı sakin izle, Balat gezisinin umduğumuzdan daha da güzel geçeceğini biliyoruz.

Eminönü’ nde 99A ile 5 dk. İçinde ilk durağımız olanPatrikhane için Fener’ de iniyoruz. Hava semtin dokusunu da yansıtır gibi bir açık bir kapalı değişimlerle gezi boyunca eşlik ediyor bize.

Durağın karşısındaki sokaktan sola doğru kıvrılınca sağ tarafta olağanüstü heybeti ile Patrikhane sizi karşılıyor. Önce dışını keşfedip daha sonra içine girmeyi düşünüyoruz. Çünkü sokağın bizi içine çeken ve biraz daha ilerlememizi fısıldayan bir havası var adeta.

20150610_11250320150610_112521

Biraz ilerleyince solda yeni restore edilmiş tarihi Balat evlerinin otele dönüşmüş hali ile mistik havasının harmanlanmasına şahit oluyorsunuz. Yine aynı sırada, sanatsal izler taşıyan sıra dışı bir mekanın farkına varıyoruz. Sokağın bizi içine çeken sebebinin bu olduğunda hemfikiriz.

20150610_113025

Henüz iki ay önce açılmış bu mekanın adı Perispri. Sahibi bir kadın girişimci, Cahide Erel. Ayaküstü tanışmamızda girişimciliği üzerine röportaj yapma sözünü alarak, mekanın her köşesinde sergilenen muhteşem antikaların peşine düşüyoruz.  Hangi birini çekeceğimizi şaşırıyoruz. Mekan hem cafe hem de sanat severler için sergi alanından oluşuyor. Her köşesi tarihi değeri olan objelerle tamamlanmış.  Sergilenen sanat eserleri, dekorasyon saatlerce izlenecek zevkle mekanda olağanüstü etki yaratmış.20150610_113134

Ancak yolumuz uzun, fazla oyalanmadan hemen Fener Rum Patrikhanesi’ ne yollanıyoruz. Girişte bulunan ve geçmişte yaşanan olaydan sonra bir daha hiç açılmayan kapısı, soldaki kapıdan girince sizi karşılayan avlusu, kilise girişi ve yönetim binası ile apayrı bir atmosfere ışınlanıyoruz adeta. Burada bulunan Aya Yorgi Kilisesi’ nin içi göz alabildiğine detaylı süslemeler ve tasvirlerle dolu. Dışarıdaki yalınlıkla biraz tezat bir ilişki içinde sanki.

Fotoğraflarımızı çektikten sonra, ziyaretçileri, avlusundaki minik hediyelik eşya dükkanı ile geride bırakarak ayrılıyoruz Patrikhane’ den.
20150610_114322

20150610_114350

Biraz ilerleyince antika dükkanlarının, sanat atölyelerinin, minik butiklerin, kafelerin olduğu renkli bir sokakta buluyoruz kendimizi. Sol köşede bulunan antikacıya giriyoruz. Tarihi yolculuğun yetkilisi, köşedeki koltuğunda teknolojinin en yaygın aracı telefonu ile bugünde. Pop müzik dükkanın her köşesine yayılırken, geçmişe yolculuk yapmakta zorlanıyorsunuz.

20150610_120032

Tüm eski eşyaların eğreti bir yerleşmesi söz konusu sanki. İstenilmeyen bir yerde konuk ediliyormuş gibi bir hava var içeride. Birkaç kare aldıktan sonra çok tat vermeyen bu mekandan çıkıyoruz.

Hemen yakınındaki minik vintage shop dikkatimizi çekiyor. İçeriye girdiğimizde güler yüzlü genç bir kadınla selamlaşıyoruz. Anlıyoruz ki sohbet edebiliriz:) Dükkanın sahibi olduğunu söyleyen bu güler yüzlü genç kadın girişimcinin işine olan aşkı, gözlerinin ışıltısından anlaşılıyor. Çünkü bir yerde yaptığı işi aşkla anlatan birini görürseniz, bilin ki o işine aşık bir girişimcidir mutlaka. Dükkanındaki eski kıyafetlere dokunarak, eksiklerini gidererek hayat veren bu girişimcinin dükkanın adı, Rag’n Roll. Hem görmek hem de bu genç girişimci ile sohbet etmek için mutlaka uğrayın.

20150610_120908

Yola devam edip planımızdaki Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi (Kanlı Kilise ve Moğol Kilisesi diye de tanımlanıyor) için tarif almak üzere sakinlere yolu soruyoruz. Tabii ki teknolojiden yararlanıp adresi öğreniyoruz, ancak birkaç farklı yoldan istediğimiz yere gidilebildiği için, en güvenilir olanı eski klasik usul sakinlere danışmak.

Bu arada adres sorduğumuz yerdeki sokak arasından olanca heybeti ile Kırmızı Mektep/ Fener Rum Lisesi bize bakıyor. İstanbul’ un her yeri neredeyse tarihi eser niteliğinde, ancak bu kadar heybetli bir yapının az olduğunu, henüz yakınına gitmeden tahmin ediyoruz. Yakından görmek için heyecanımız daha da artıyor. Neyse rotadan şaşmamak gerekiyor diyerek, tarif edilen merdivenlerden Kilise’ ye doğru devam ediyoruz. Yolda dut ağaçları, asırlık evler ve sakinleri ile selamlaşarak ilerliyoruz. Selamlaştığımız birinin, “yavaş yavaş hissederek gezin” önerisine uymak gerektiğini, yol aldıkça haklı buluyoruz.

Merdivenlerin bitiminden biraz ilerleyince, Kilise’ nin arka tarafındaki kulesi ve hemen karşısında yer alan Kırmızı Mektep için fotoğraflama yarışına giriyoruz. Kırmızı Mektep’ in heybeti, Kilise ziyaretini az sonraya bıraktırıyor bize. Duvarlar yüksek, görebildiğimiz kadarıyla fotoğraflıyoruz.


20150610_123243 20150610_123747

Solumuza okulu alarak, yokuşu çıkarken geldiğimiz dört yol ağzı, listemizdeki Mesnevihane Camii’ ne getiriyor bizi. Sadece bahçesine girebiliyoruz, Camii kapalı. Son derece sade ve huzur veren yapının sadece bahçesini gördükten sonra, hemen yakınındaki iki camiye yöneliyoruz, ancak sadece namaz vakitlerinde açıldıkları için bunlarda kapalı.

20150610_123910

Cami ziyaretlerini yapamayınca, Rum Ortodoks Kilisesi’ nin giriş tarafı ve içini görmek için geri dönüyoruz.

20150610_123001

20150610_130700

Yol boyunca semtin sakinleri ve yolumuzu kesen çocuklarla ayaküstü sohbetimiz, çevrenin virane örtüsünü bir an için yok ediyor gözümüzde. Çocuklar ve kadınlar yine her zaman olduğu gibi, yaşamın zor şartlarının mecburi katlanıcıları. Makine de yıkanmadığı anlaşılan ve sıkılabildiği kadarıyla tel iplere asılan, sularını şıpır şıpır akıtan çamaşırların altından geçerken, üst katlarda da aynı yaşam zorluklarının devamı seriliyor gözlerimize.

20150610_121934

Neredeyse  yeni yürümeye başlamış çocuklar, oyunları, oyuncakları ile sanki gözden çıkarılmış gibi salıverilmişler sokaklara. Bizim gözlerinin içlerine baktığımız çocuklarımızın gördüğü ilgiden, burada eser yok. Kısacık yolda hüzün tüm hücrelerimize seriliyor. Yanımızda onlar için bir şeyler getirmeyi akıl edemediğimizin eksikliğini hissediyoruz. Sımsıcak gülüşleri ile verdikleri pozlar, çevrenin rengini değiştiriyor bir anda.

balat gezisi

20150610_12523920150610_131114

Kilise’ ye kısa bir ziyaretten sonra, fındık kabuğunda köfte için hızlıca sahile iniyoruz. Bulgar Kilisesi’ nin tam karşı çaprazında terasta yediğimiz köftenin ardından, restorasyonda olan Kilise’ nin çevresini dolanarak Camhane’ ye geliyoruz. Üst katında sınır tanımayan tasarım örnekleri ile, sıra dışı sanatın hakkını verdiklerini düşünüyoruz. Hemen yan bahçesindeki Kadın Eserleri Müzesi’ ne geçiş yapıyoruz. Sükunetin ve güler yüzün hakim olduğu ortamda bulunan kadınlar, tarihi yapıya saygı gösterir şekilde çalışmalarına devam ediyorlar.

20150610_133249

Bulgar Kilisesi

20150610_141737

Camhane

20150610_141752

Camhane

20150610_142833

Kadın Eserleri Kütüphanesi

Köfteci Arnavut’ ta trileçe yeme önerisini atlamadan, küçük mekanda soluklanıyoruz. Ardından çay için son durağımız Derviş Baba’ dayız.20150610_152306

Yine Balat evlerinin restore edildiği, yenilendiği sokaklardan dönüşümüzle geziyi tamamlıyoruz. Zamanımızın yetmediğini, görmemiz gerekenlerin eksik kaldığını, kısa zamanda yine bir Balat gezisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

Sanki bir filmin içine girip, saklı bir şehri keşfetmiş gibiyiz. İstanbul’ un içinde saklı bir şehir varsa oda Balat’ tır ve bu saklı şehri tamamen yenilenmeden bir an önce görmek için acele etmelisiniz.

Bunları Unutmayın:

Böyle bir geziden heyecan duyacak birkaç arkadaşı yanınıza almayı,

Rahat spor ayakkabılar giymeyi,

Mümkünse profesyonel bir fotograf makinesi ile çekim yapmayı,

Bir günde gezilmesinin mümkün olamayacağını bilerek, sakince ruhunu hissederek zamanınızın yettiği kadarını gezmeyi,

Çocuklar için yanınızda şeker, bisküvi gibi küçük ama onlar için kocaman hediyeler getirmeyi,

Semtin sakinleri ile bol bol sohbet etmeyi,

Semtin sakinlerini ve özellikle çocukları bol bol fotograflamayı

Birkaç gün iz bırakan etkisi nedeniyle rüyalarınıza çıkacağını,

Gitmeden önce ziyaret edeceğiniz yerlerin, mutlaka tarihi hikayelerini öğrenmeyi ve ziyaretiniz sırasında da gözden geçirmeyi…

Neslihan ÖZPOLAT

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: +6 (from 6 votes)

Bir önceki yazımız olan 1Fincan Kahve İle Geçmişe ve Yaşama Yolculuk başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorumlarınızla Katılın

You must be logged in to post a comment.

Get Adobe Flash player